Hani şu meşhur, lanet olası taktik var ya: "Kaçan kovalanır."
İlişkilerde bunu duymaktan gına gelmedi mi? Sanki aşk bir satranç oyunuymuş, biz de sürekli hamle yapmak zorundaymışız gibi. Birinin sana gelmesi için kaçıyorsun, peki geldiğinde kalması için ne yapacaksın? Yine mi kaçacaksın? İşte burası işin koptuğu yer. Bu taktik, ilişki inşa etmekten çok, rol yapmaya odaklanmış ucuz bir stratejiden ibaret.
Kısa vadede ego tatmin, biraz adrenalin, "Bak, beni istiyor!" gazı... Eyvallah. Ama uzun vadede bunun koca bir illüzyon olduğunu anlamamız kaçınılmaz: Oyun bittiğinde elinde ne kalıyor?
Strateji Değil, Varoluş! Nokta.
Biz, bu kaçma-kovalama döngüsünü, ilişkinin olmazsa olmaz stratejik performansı sanıyoruz. Sanat yapıyoruz, sanki. Oysa anlamakta zorlandığımız tek bir gerçek var: Sağlıklı, uzun soluklu bir ilişki; stratejik bir performansa değil, iki kişinin dürüst ve gerçek varoluşuna dayanır.
Performans dediğin şey sahne işidir. Rolünü iyi oynarsan alkışı alırsın. Ama makyajı sildiğinde, kostümü çıkardığında, geriye sadece sen kalırsın. Kaçan figür de böyle. Kovalandıkça değerini kanıtladığını sanıyor. Ama bu değer, onun özünden değil, sadece karşı tarafın eyleminden besleniyor.
Bu illüzyon bittiğinde ne oluyor?
Geriye ne yapacağını şaşırmış, yorgun ve ne katacağını bilemeyen iki enkaz kalır.
Gerçek bir ilişki, iki insanın karşılıklı olarak durup, birbirini görmesiyle başlar. Bu, egoların savaş alanı değil, iki varoluşun güvenle yan yana durduğu alandır. İlişki, sürekli tetikte olmayı ve hesap yapmayı gerektiriyorsa, o bir ilişki değil, bir satranç oyunudur. Ve sonunda tahtada iki yalnız piyon kalır.
Neden Hala Bu Kadar Yaygın?
Madem bu kadar yorucu, neden modern ilişkilerde hâlâ en popüler taktik?
Çünkü bu döngü, en temel korkularımıza ve ego zafiyetlerimize dokunuyor:
* Ego Dopingi: Kaçan, kovalandığı sürece "Ben değerliyim" onayını dışarıdan alıyor. Kendi içindeki boşluğu, karşı tarafın eylemiyle dolduruyor.
* Adrenalin Bağımlılığı: Kovalayan için ulaşılamaz olan, heyecan demek. Sakinlik sıkıcı geliyor. İlişkiyi, fethedilmesi gereken bir ödül olarak görüyor.
* Korkunun Kalkanı: Aslında bu bir savunma mekanizması. Kaçan, gerçek yakınlıktan korkuyor. Kovalayan ise durduğunda reddedilme olasılığından kaçıyor. Sürekli hareket halinde kalmak, kontrolün kendinde olduğu hissini veriyor.
Spinoza Felsefesi: Bu Oyunun Felsefi Kökeni
Bu drama, sadece psikolojik değil, felsefi bir derinliğe de sahip. Spinoza'nın dediği yerden bakalım. Spinoza, var olma arzumuzu ve duygularımızı rasyonel bir temele oturtur.
Temel Kural: Conatus (Var Olma Eğilimi)
Spinoza'nın temelinde Conatus var: Her şeyin, varlığını sürdürme ve var olma gücünü artırma çabası.
Sağlıklı bir ilişkide, senin ve partnerinin Conatus’u birbirini güçlendirmeli. Yani, o ilişki senin varlığını, neşeni ve etkinliğini artırmalı.
Kaçma-kovalama döngüsünde ise tam tersi oluyor:
* Kovalayan: Sürekli eksiklik ve arzulama içinde olduğu için var olma gücü (Conatus) üzüntüyle besleniyor. O bir köle.
* Kaçan: Gücünü uzak durmakta buluyor, bu yüzden bu sahte bir güç. Durduğunda gücü kayboluyor.
Aktif vs. Pasif Tutkular
Spinoza, duyguları ikiye ayırır:
1. Pasif Tutkular (Kölelik): Dışsal nedenlerden kaynaklanan, kontrol edemediğimiz duygular (Kıskançlık, kör arzu, korku). Kaçma-kovalama oyunu tamamen bu pasif tutkulardan ibarettir.
2. Aktif Tutkular (Özgürlük): Kendi aklımızdan ve anlayışımızdan kaynaklanan duygular (Neşe, Akıl, Cesaret). Gerçek bir ilişki, sadece aktif tutkuların hâkim olduğu yerde kurulabilir.
Gerçek bir ilişki, iki insanın karşılıklı olarak durup, birbirini görmesiyle başlar. Bu, egoların savaş alanı değil, iki varoluşun güvenle yan yana durduğu alandır.
Sağlıklı bir ilişki ne kaçıştır ne de kovalamadır; o, karşılıklı, samimi ve dürüst bir duruştur. Bu duruş, sadece sevgi ve aşk gibi pürüzsüz duyguları değil, aynı zamanda kızgınlığını, öfkeni, küslüğünü, hayal kırıklığını da sansürsüzce yansıttığın bir zemindir.
Kavga aşamaları bile, ilişkinin en değerli, en öğretici zamanlarıdır. Çünkü çatışma anları, gerçek maskelerin düştüğü, birbirinizin duygusal sınırlarını, hassasiyetlerini ve kırmızı çizgilerini en iyi anlayacağınız cesur durumlardır. Bu anlarda kaçmak veya manipülasyon yapmak yerine, kalıp çözmek, gerçek bağı inşa eder.
Eğer bir ilişki sürekli tetikte olmayı ve hesap yapmayı gerektiriyorsa, o bir ilişki değil, bir satranç oyunudur. Ve sonunda tahtada iki yalnız piyon kalır.