Bazen, karşımızdaki kişi bize tek kelime etmeden, bir cümle kurmadan, hatta gözümüzün içine bile bakmadan bir şey anlatır. Sessizlik, en yoğun duyguların içine çekilmiş hali olabilir kimi zaman. Ve biz bu sessizlikte bir anlam arar, karşılıklı olarak “kim önce konuşacak” oyununa başlarız. Sanki hissettiğimiz şeyin gerçekliği, karşı tarafın bunu önce itiraf etmesine bağlıymış gibi.
Ama duygular satranç değildir; burada kimse mat olmamalı. Ne kadar sevdiğini saklayan, suskunlukla gurur arasında sıkışan insanlar olarak hep bir adım geride duruyoruz. Çünkü en büyük korkumuz, “duygularımızın karşılık bulmaması” değil aslında. Asıl korku, içimizi döktüğümüzde kontrolü kaybetmek. Bu yüzden sessiziz ve bu stratejik oyunun bir parçası olarak risk almak istemiyoruz. Tabii bu stratejiler güçlü bir kararlılığı yansıtmadığından elinizde patlama olasılığı da çok yüksek.
Dijital platformlarda bazen popüler kültürün muhteşem ilişki stratejistleri önüme düşüyor. Bir de burç yorumları eklenince epey eğleniyorum. Sevgili felaket arkadaşlarım, uzun zamandır fikrimin değişmediği tek bir konu var: Aynı deneyimi bile yaşasak hissettiklerimiz aynı değildir. Her insan, başlı başına bir dünyadır. Başka türlüsü nasıl mümkün olabilir? Doğum tarih ve saatime göre yay burcuymuşum. Şimdi ben bu dünyadaki milyonlarca yay burcuyla aynı mıyım? Hadi konuyu daha da açalım; bana doğum haritası diyorlar, kişiye özel... Peki, bir ikizim olsaydı ne olacaktı? Bilimsel olarak ikizlere bakın, karakter özellikleri, yetenekleri ve duygu durumları genellikle birbirinden farklıdır.
Kısacası, stratejiyle gelen stratejiyle gider. Birçok ilişkide duygular değil, stratejiler konuşur. Aradı mı, yazdı mı, baktı mı, paylaştı mı? Bütün ilişkisel bağlar birer sosyal medya bildirimine sıkışmış durumda. Oysa gerçek bağ, bakışta gizlidir ve korku buna eşlik eder. İnsan ne kadar korkuyorsa o kadar duyguların derinliğinin gerçek olduğuna inandığım bir tezim var. Kaçmak bunun en yalın ve saf tarafıdır. Bunu anlamak daha kolay ama cesur olarak kazanırsın tabii. Bir yerde bunu kırmak gerek yoksa pişmanlığını sonsuza kadar yaşayacağın tamamlanmamış bir hikayeye dönüşebilir…
Ne yazık ki bu çağda hissetmek bile onay bekliyor. Cesaret, klavye kahramanlığıyla mümkün. Eylemden bahseden yok ya da eyleme geçen.
Her insan kendi küçük duvarlarının ardında birilerini bekler. Birinin, cesaretle o duvarı aşmasını... Fakat aynı anda herkes bekliyorsa, kimse yaklaşamaz ki. Yaklaşmak, duvarın ardına geçmeyi göze almaktır. Ve duygular ancak böyle görünür olur: Yaklaşınca, riske girince, düştüğünü göze alınca.
Belki de artık sormamız gereken tek bir soru kaldı: “Seni seviyorum” demekten mi korkuyorsun, yoksa ‘karşılık bulamamak’ ihtimalinden mi?
Kendine dürüst ol. Çünkü gerçek bir bağ, birinin seni sevmesini beklemekle değil; onun seni sevebilmesine izin vermekle başlar. Ve belki de en çok o zaman sevilirsin: en savunmasız, en çıplak, en sen halinle.