Arjantin’li yönetmen Santiago Grasso'un annecy international animated film festivali'nde fipresci ödülü almış 2009 yapımı kısa animasyonu el empleo İspanyolca’da ‘’iş’’anlamına gelmektedir.Fransa'nın güney batısında bulunan Annecy kentinde düzenlenen uluslararası film festivali 1960'tan beri devam etmektedir. Aslında bu kısa film bize dünya düzeninin içindeki hakim sınıfın,sömürü ve yabancılaşma gibi baskı rejimini vurgulayan bir mit olarak, yaşamlarımızı sürdürmemizin yolunu birbirimizin emeğini sömürmekten geçtiğine dair en açık şekilde sunulmuştur. araçlarının belli kişilerin elinde toplanmış olduğu bir sosyal yapıya ulaşırlar. Bu noktada toplum, üretim araçlarını ellerinde bulunduran kapitalistlerin isteklerini karşılamaya yönelik bir yapıya varmıştır.

 

KAPİTALİZM VE TANIMI

               Kapitalizmin en çok bilinen ve tutulan dört tanımından bahsetmek mümkündür. Bu tanımlardan ilki onu tek kelimeyle “Sermayecilik” olarak vasıflandırır. İkinci tanım kapitalizmi iktisadi üretimdeki tekelleşme eğilimiyle ilişkilendirir. Buna göre kapitalizm, piyasaya tümüyle hâkim olmak ve onu kontrolü altında tutmak isteyen iktisadi üretim tarzıdır. Diğer tanım Marx’a ait olandır ve kapitalizmi temelde üretim ile emek arasındaki yabancılaştırıcı ilişkiye dayandırmaktadır.                                                                                                               Buna göre, eğer bir yerde üretim araçlarını kontrolü altına almış, onu tekelleştirmiş bulunan sermaye sahipleri (burjuvazi) ve bu üretimde istihdam edilmek üzere beden gücünü belli bir ücretle işverene arz eden işçiler (proleterya) var ise, orada kapitalizmin özü oluşmuş demektir. Dördüncü tanım Weber’e ait olandır ve temelde onu rasyonalite ile ilişkilendirir. Weber’e göre kapitalizm kesinlikle sınırsız kar etme güdüsü değildir, aksine olsa olsa bu güdünün akıl tarafından dizginlenmesidir. Kısaca Weber için kapitalizm, akılcı iktisad üretim sistemidir.

 

TOPLUMDA KAPİTALİZMİN ULAŞTIĞI YER

                İnsanlık tarihine baktığımızda toplumların gelişme çizgilerinde, her zaman ve her yerde İleri doğru geliştikleri görülmektedir. Toplumların diyalektik bir süreç içinde kendi içindeki çeşitli unsurların etkileşimi sonucunda varacağı bir sonraki merdiven basamağına ulaşırken içinde ilerdeki basamaktaki yapıyı oluşturacak hücreleri de içerir. Diğer bir deyişle; her aşamadaki yapı, kendi antitezini de içinde taşıdığından bu antiteze doğru ilerler. Bir olay doğduğu anda ilerideki bir zaman dilimi içinde dönüşeceği olgunun (yapının) özünü yaratarak yeni bir niteliğe ulaşır; örneğin eğer toplum feodal ise kendi antitezi olan kapitalizme ulaşır. Feodal toplumlarda, feodalitenin kendi içyapısını oluşturan iç dinamikler bireylerin barınma, yiyecek, giyecek ihtiyaçlarını karşılarken, toplum sanayileşmenin gerektirdiği, üretim araçlarının belli kişilerin elinde toplanmış olduğu bir sosyal yapıya ulaşırlar. Bu noktada toplum, üretim araçlarını ellerinde bulunduran kapitalistlerin isteklerini karşılamaya yönelik bir yapıya varmıştır.

 

KAPİTALİZM VE YABANCILAŞMA

               Yabancılaşma kavramının tarihinin, insanlığın tarihi kadar eski olduğu söylenebilirse de, kavramın felsefe alanına ilk kez Hegel’in düşünceleriyle girdiği kabul edilmektedir . Bilindiği üzere, Antik Yunan felsefesini ve aydınlanma geleneğinin mirasını özümlemiş bir düşünür olan Marx’ın, sosyolojik evrenini şekillendiren temel düşünce, kapitalist üretim tarzının, insanın insan olmasının bir başka deyişle kendisini emek gücüyle özgürce gerçekleştirmesinin önündeki en büyük engel olduğudur. Marx’a göre insan doğası, onun emek gücünden bağımsız düşünülemez. Çünkü “İnsan doğası, insan potansiyelini hem ifade eden hem de dönüştüren emekle yakından bağlantılıdır” Bu yüzden kapitalist toplumların temel çelişkisi, insanın doğası ile emeğin üretim ilişkilerindeki yeri ve değeri arasındadır.

              Karl Marx kapitalist sistemin toplumun işçi kesimini, yani insanları, cansız bir robot, bir mal haline getirdiğini söylemiş ve bunu “insanın insanı sömürmesi” olarak tanımlamıştır. Marx “Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları” adlı kitabında kapitalizmin sonucu olarak insanların kendilerine ve toplumlara yabancılaşması ile kendi bireysel varlıklarının da kendilerine yabancılaşmasına kapitalizmin sebep olduğunu göstermiştir. ‘’el empleo’’insanların yaşamını sürdürebilmesi için, modern kölelik düzeni olan kapitalizm bireyi hiçleştirerek duygu ve düşüncesi olmayan, kullanılmaya hazır halde bir eşyaya çeviriyor. Tekleştirip yalnızlaştırarak her birini bir kapıya paspas, bir masaya sandalye, bir asansöre ağırlığa çeviriyor. Animasyon filmi, Kafka’nın yabancılaşma duygusunu en güçlü biçimde yansıttığı yapıtı olan “dönüşüm”ü hatırlatıyor; bir sabah yatağında bir böcek olarak uyanan Gregor Samsa, bilinci ve istemi dışında gerçekleşen bu dönüşümü bir türlü kabullenemez. Ailesi ve patronu ise, kısa bir şaşkınlığın ardından, onun artık bir böcek olduğunu kabullenirler.    Ama böcek olmakla alışageldiği şeylerden koparak yepyeni bir konuma giren Gregor Samsa'da, o güne kadar sürdürdüğü yaşama da, çevresindekilere de, bambaşka bir gözle bakacaktır. Dönüşüm, hiyerarşi ve otorite düşüncesiyle temellenen, bu amaçla sözü edilen düşünceyi önce aile kurumu içerisinde odaklaştıran toplum içeresindeki bireyin tragedyasıdır. Gregor Samsa, ‘dönüştüğü’ güne değin çeşitli kölelikler ve zincirleri içerisinde uslu oturduğu sürece de benimsenip sevilir. Başkaldırısı bilinçaltında başlar; bu bilinçaltı, kendine uygun biçimi yaratır. Böceğe dönüşmesi, gerçekte artık başkalaşmasıdır. Bu dönüşümünden başlayarak, toplumun ve ailesinin ona ilişkin onu tutsak kılan beklentileri, artık sonuçsuz kalmaya yargılıdır; böceğin iğrençliği, çizgisi sürüyle uyuşmayan bağımsız bireyin iticiliğiyle özdeştir. Sonuç olarak 6 dakikanızı ayırın ve filmi izleyin…

Kafka’nın kitabını okumak için de bir neden olsun isterim.