MEKTUP ÜSTÜNE

Dr Lütfü Şehsuvaroğlu

01-01-1970 03:00

Edebiyatımızda çeşitli türler var malum; şiir, roman, hikâye, deneme, seyahatname, oyun yazarlığı, senaryo yazarlığı, masal, mektup gibi türler…

Mektup son zamanlarda haylice ihmale gelmiş türlerden.

Neredeyse hiç mektup yazılmıyor artık.

Öyle ya Cemil Meriç’in dediği gibi “ne yazıyorsun bu mektubu, sanki adresi varmış gibi”…

Böyle mi dedi üstat, ben mi böyle hatırlıyorum yahut böyle hatırlamayı seviyorum bilmem; ama mektup yazarken zarfı bile doğru dürüst doldurmayı beceremeyen nesiller gelecek yakında.

Belki de geldiler.

Tweet yazıcılığı belki de edebi türlerin arasına girecek. Ya da girmeli…

Tevafuk bu ya…

Tevafuk dedim de hani geçenlerde çok ünlü bir kanalımız Cumhuriyet yazarının niçin tevafuk gibi İslâmî bir terimi kullandığından şikâyet etmişti de biz de köşemize almıştık.

Kuşlukta Yazarlar adlı bir grubumuz var. 

Orada haftanın kitabını okuyup aramızda değerlendiriyoruz.

Yirmi otuz kadar yazar bir araya geliyor, kahvaltı yapıyor ve sohbet ediyorlar. Hangi kitap okunduysa yazarı sigaya çekiliyor; imla hatalarından, üslup ve mazmunlara kadar eleştiriliyor. Beğeniler sıralanıyor, tenkitler yapılıyor…

Bu hafta ele alınan bir kitap yoktu.

Mektup sanatı üzerine söyleştik.

Mektup denince ‘tevafuk’ aklıma geldi.

Tesadüf mü tevafuk mu bilemem ama aynı gün Sayın Cumhurbaşkanımız, artık mutad hale gelen Muhtarlar Toplantısı’nda halkın CHP liderine mektup yazmasını talimat buyurdular.

Mektupta işlenmesi gereken konuları da bir bir sıraladılar.

CHP’nin karne dönemi başta olmak üzere…

CHP lideri çıkıp, tevafuk bu ya, “o karne döneminde şimdiki bütün partilerin içinde bulunanların dedeleri bulunuyordu” dese ve birkaç isim arşivlerden bulsa yeridir hani…

Neyse bizim derdimiz siyaset ve oradaki mektuplaşmalar değil…

Kuşluk yazarları olarak mektup üzerine konuştuk ya, tarihteki örnek mektuplara da değindik tabii…

Benim aklıma Sobiyevski’nin biricik sevgilisi Polonya Kraliçesine yazdığı mektuplar geldi en başta…

Bizi Viyana’da bozguna uğratan Sobiyevski, zafer kazandıktan sonra ne hazin ki Avusturya İmparatoru kaçak Leopold’un ülkesine dönmesi üzerine gururla karşılamaya gitmiş fakat kötü bir muameleye uğramıştı. Muzaffer komutan sözde imparator tarafından alelade biri gibi karşılanmıştı. Leopold Sobiyevski’nin elini sıkmaya bile tenezzül etmemişti. O da kraliçeye çok acıklı mektuplar yazmıştı.

Bizde de benzeri Enver Paşa’dır. O da sultan olan eşine yazmıştır öylesi hem savaş hem aşk temalı mektupları…

Sonra Sabahattin Ali ile eşi arasındaki mektuplar, sonra Kafka’nın mektupları, Tolstoy’un mektupları, Simone de Beauvoir’un mektupları, Goethe’nin mektupları… Nazım’ı, Peyami Safa’yı, Necip Fazıl’ı atlamak olmaz. Hapishane mektupları da çok içlidir hani.

Benim hapishaneden babama ve anneme yazdığım mektupları daha gün yüzüne çıkarmadım.

Sadece anneme yazdığım kısa bir şiir mesela mektup türü ile şiirin buluşmasına örnektir:

“Anne…

Ne ayrılıklarda bir satır mektubu esirgedim senden

Sundum buse buse sevgili gözlerine…

Beni çiğnerken zorbalar, acısını sen duyardın

Yüzgeri edildiğim aşklardan

Senin bağrın yanardı

Küçülsem küçülsem de anne

Kucağında uyusam

Vatan diye kucağını bilsem

Sen ölmeden ben ölsem”

Sonra akıp giden şiirin sonunda:

“Kapanma tabutumun üzerine bu kadar

Kapanma ana yıldızları göremiyorum

Son uğurlayışın değil ki bu

Savaş yeni başlıyor daha

Değişen sadece

Sadece ardımdan okuduğun

Ayet’el kürsi yerine şimdi fatiha”

Tutukluluğun 146. Günü Eve Mektup şiirime babamın şiirle verdiği cevap da çok iç dağlayıcı idi. Fakat babamın en güzel bu türe örnek şiiri Müge adlı kızın babasının ölümü üzerine çok acı çekip handiyse intiharı düşünmesi üzerine ona yazdığıydı. Müge adlı kız bir şiir yazmıştı babasının ardından:

“Ak serviler ötesinde bekle beni

Rüzgârsam esişlerle

Dudaksam öpüşlerle geleceğim.”

Uzun, pek uzun bekle beni diye bir şiir… Sonunda o acı sonu hazırlıyor gibidir. Babamsa Müge’ye şöyle yazmış:

“Müge karamsar olma, ölen ile ölünmez

Bu Tanrı buyruğudur, gidilince gelinmez

Hayatın baharında tüm çoluk çocuğunla

Ruhu için dua et, uçmakta yer hazırla

Yaşadığın sürece dilden düşürme yâdı

Tanrı herkese versin senin gibi evlâdı!

O kadar çok şiiri vardı ki babamın. Mesela devlet büyüklerine yazdıkları bir kitap eder. Hani o vakit sabah evden çıkanı akşama sağ bekliyorlardı ebeveynler ya, onların acılarını paylaşan onlarca yüzlerce mektup…

Kuşluk yazarlarından Şeref Taşlıova’nın kızı Ülkü Hanımın okuduğu mektup hepimizi ağlattı. Yakınlarda ebediyete uğurlamıştık Şeref ağabeyi. Türünün son örneği idi. Âşık edebiyatımızın o büyük üstatlarından sonuncusu… 

Arslan Küçükyıldız ise bir fotoğraftaki kıza yazmıştı mektubunu… Çin mezalimi altındaki Doğu Türkistan’daki Uygur kızına… Bir fotoğraf gösterdi hepimize, orada tek başına bir Uygur kızı Çin askeri taburunun karşısına geçmiş yüzlerce askere meydan okuyor.

“Üzerimize düşeni yapamadık” derken gözlerindeki yaşı tutamadı Küçükyıldız, biz de her birimiz sorumluluğumuzu hatırladık. Şimdi o kız kim bilir hangi zindanda, yahut hangi mezarda idi…

Adnan Şenel bir aşk mektubu yazmıştı.

Belli ki otuz kırk yıl önceki bir aşkın izleri vardı mektupta…

Fakat Dursun Kuveloğlu’nun Güneydoğu’da çarpışan bir askerin ağzından yazdığı mektup en aktüel, en acı gerçeğimizdi.

Onu da yarın paylaşacağım sayın büyüklerim.

Mektup yazın dediniz ya…

Tevafuk yahut tesadüf…

Meğerse aynı gün bizler birer mektup yazmışız.

Gerçek mektuplar…

Acı gerçeklerimizin mektupları…

Karne devrinin değil, günümüzün acı gerçeklerinin mektupları bunlar…

Lütfen okuyunuz…

Yarın…

DİĞER YAZILARI Kubbeyi Yerine Koymak ya da Kubbeyi Yere Koymamak 01-01-1970 03:00 ŞEHİT VE ANNESİ 01-01-1970 03:00 Hayat ile Eser 01-01-1970 03:00 HER 12 MART GELENDE İKİ PARÇA OLURUZ 01-01-1970 03:00 MESLEĞİ OLMAYAN ADAMIN AHLAKI OLUR MU? 01-01-1970 03:00 BİRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN MİADI DOLDU 01-01-1970 03:00 KİTAP OKUMAK VE FİKİR İNŞA ETMEK ÜZERİNE 01-01-1970 03:00 HERKESİN BİR MUAVİYESİ VAR DURUR İÇERİSİNDE 01-01-1970 03:00 Yavaş Şehirler 01-01-1970 03:00 Kitap Düşmanları Kütüphane Katliamcıları 01-01-1970 03:00 Alevden Ata Binen Şair: Şükrü Karaca 01-01-1970 03:00 170 YIL 01-01-1970 03:00 Sarıkamış’ta 90 Bin Şehit Verdiğimiz Doğru mu? 01-01-1970 03:00 Yunus'u doğru anlıyor muyuz? 01-01-1970 03:00 SARIKAMIŞ 01-01-1970 03:00 GELECEK KURGUSU YAPABİLİYOR MUYUZ? 01-01-1970 03:00 ÇOBAN VE BUZ ÜSTÜNDE KAYMAK 01-01-1970 03:00 Toprağın İdeolojisi ve Anadolu Mayasının Burçları 01-01-1970 03:00 KARE’NİN İÇİNDE NE VAR? 01-01-1970 03:00 ÖMÜR-KIZILELMA 01-01-1970 03:00 ULUSLARARASI POLİTİKADA KAÇ SENARYO YAZABİLİRSİN 01-01-1970 03:00 Şehir Ölürken Kente Serenat Düzmek 01-01-1970 03:00 TOHUMUN ÖNEMİ 01-01-1970 03:00 KÖPRÜ OLABİLMEK/KÖPRÜ YAPABİLMEK 01-01-1970 03:00 ALLAH’A ADANMADIKTAN SONRA 01-01-1970 03:00 DERSİMİZ SOSYOLOJİ 01-01-1970 03:00 KARİZMATİK LİDER 01-01-1970 03:00 ŞEHİRCİLİK ÇALIŞTAYI BAŞLIKLARI 01-01-1970 03:00 KARARLILIK VE ADANMIŞLIK 01-01-1970 03:00 YAĞMUR VE SONBAHAR 01-01-1970 03:00 TESTİS YA DA TESTİ PEŞİNDE KIVRILAN S’LER 01-01-1970 03:00 TERÖR İTTİFAKININ ARKASINDAKİ GÜÇLE HESAPLAŞABİLMEK 01-01-1970 03:00 Yeniden Başlamak 01-01-1970 03:00