BABA, SEN GİTTİN Mİ?
Ülkü Taşlıova

BABA, SEN GİTTİN Mİ?

Bu içerik 9627 kez okundu.
Advert

 

 

SEN GİTTİNMİ

                Bu gün gittiğin gün… Yine efkâr sardı ruhumu. Hasret tandırında yanıyor her bir yanım. Medet ya rab…

                Dost ile muhabbet esnasında sözün yolu döndü dolandı yine son durağına vardı. Aklım erdiğinden beri coğrafyamın yolları babamda başlar babamda biter. Övünürüm, gururlanırım, şımarırım gizlice, sonra tevazu nun en kibarına bürünür coşkulu gönlüm. Benim gibi siz de nedenin sorarsanız tek hecelik cevabım; “AŞK” olur. Baba aşkı… Aşkların en güzeli, en güveniliri, en emin olunanı, en temizi, en karşılık bulanıdır. Ah ne güzeldir aşkın en güzeliyle dolu yüreğe sahip olmak.

                Bütün bunları konuşup düşünürken, zamanın penceresinde ki perde aralanıyor, gözlerim hatıralara dalıyor.  Uzaklardan babam gülüyor gözlerime bakarak. Sonra utanıp gülüşünü saklıyor. Heyecanlanıyorum, bir şeyler düğümleniyor boğazıma. Çok sözüm var söyleyecek ama sükût kilit vuruyor dudaklarıma. İki damla yaş yuvarlanıyor gözlerimden, buğulanıyor zamanın penceresi. Kayboluyor düşlerin en şahanesi. Tek mevsimi hüzün olan iklimin ortasında kalıveriyorum.

                Güzel dostun; “Bir sazla bir sesle bir ülke temsil edilir mi?” sözünü düşünüyorum. Daha önce hiç aklıma gelmemişti.  Sahi, içinde vatan aşkı olmayan, insan aşkı olmayan, meslek aşkı olmayan biri bir sazla bir sesle bu zahmetli yolda bunca meşakkate rağmen bir ömür yürür mü?  Deseler ki bu hal; “Ekmek kavgasıdır.” ya da; “Zevki sefadır.” Üzülürüm ve asla kabul etmem bu düşünceyi. Bu dediklerimi kâğıda aktarırken aklıma bir hatıra geldi. Anlatmadan geçmek olmaz. Tamda bu konuya dairdir yaşananlar.

                Baba dostumuz, Eski Kars Milletvekilimiz, kıymetli hemşerim, sevgili büyüyüm Zeki KARABAYIR Beyefendinin hanemizi ziyareti sırasında anlattığı hatırasından birkaç satır aktarma çabamda eksiğim yanlışım olursa tamamlamasını umuyorum. Zira o sırada sohbetin bütününe tanık olamamıştım. 

                Babamın Singapur seyahati, uçaktan inince Büyükelçimizin eşliğiyle başlar. Planlanan program dâhilinde olan birkaç günlük ülkeyi gezip görme, tanıyıp bilme gezisinin son gününde Büyükelçimiz babama; “Yarın akşam sahnede olduğunuz sırada size güzel bir sürprizim olacak.” der. O sürpriz için babamın aklından neler geçti bilinmez.

                Ertesi gün Singapur gezisinin son akşamı yüzlerce kişinin hınca hınç doldurduğu salonunda koltuklara sığmayan insanlar yerlerde, buldukları boşluklarda oturarak, oturacak yer bulamayanlar kenarda köşede ayakta durarak sahne programının başlamasını bekliyorlar. Sahnenin önünde protokole ayrılan koltuklarda herkes yerini almış gözlerini karşıya dikerek sabırla bekliyorlar.

                Salonun ışıkları kapatıldıktan sonra sahne ışıklar aydınlatır bakışları. Singapur basın ve yayın organları en küçük ayrıntısını kaçırmadan takip ediyor geceyi. Fotoğraf makinasının flaşları aralıksız parlıyor. Kameralar ise her bir taraftan içlerine sindire sindire kaydediyor gördüklerini.

 

                Protokolde kimlerin olacağından haberi olmayan Şeref TAŞLIOVA Türkiye’ den program haricinde katılımcı olmayacağından da emin. 

                İki dilde takdim edilen programın sunucuları  “Şeref TAŞLIOVA” dediklerinde, sahne arkasından gelen ozanı rengârenk yanıp sönen spot ışıklar, yerlere saçılan köpükler, kenarlardan üflenen gri bulut buharı ve salonu inleten coşkulu alkışlar karşılar. Yurdunu taa nerelerde temsil edecek olan Şeref TAŞLIOVA ’nın gönlü zincir tutar mı hiç?  Sazını eline alarak bütün ihtişamıyla sahneye gelir. Sahne aydınlık, salon karanlık olduğundan göremez seyircilerini. Alkışları sahnenin önünde defalarca eğilerek selamlar.  Sahnenin ortasındaki mikrofona geri geri giderken, protokol koltuklarında oturanlar yerlerinden kalkarak sahneye yürürler. Herkeste bir şaşkınlık bir tedirginlik oluşur, fısıltılar sesler yükselir.

                Sahne birden bire insanlarla doluverir. Gazeteciler, kameramanlar şaşkınlık içindeler, Fotoğraf makinalarının deklanşörü aralıksız çalışır.

                Şeref TAŞLIOVA neler olduğunu anlamaya çalıştığı sırada bütün ışıklar açılır. Ortalık gündüz gibi olur.

                Sazını yere bırakan Şeref TAŞLIOVA gördükleri karşısında duygu seline kapılır.  Karşısındaki kalabalık ülkesinden, güzel yurdundan gelen siyasetçiler işadamları bürokratlar ve basın yayın organlarıydı. Onların geleceğinden bilgisi yoktu. Ve hepsi dostu, arkadaşı, canlarıydı. Bin yıllık hasretlik yaşanmış sonrada kavuşmuş sevdalılar gibi gözyaşları arasında sarmaş dolaş olurlar birbirlerine.

                Salonu dolduranlar en az onlar kadar duygulanır, Hayretle gözleri önünde yaşanan kavuşmaya tanıklık ederler. Oysa Türkiye den birkaç günlüğüne ayılmıştı her biri.

                Büyükelçimizin sürprizi herkesi duygulandırmış, heyecanlandırmış, hasretleri kavuşturmuştu. Az da olsa giderilen hasret sonunda sahnedeki yerini alan Şeref TAŞLIOVA coştukça coşmuş. Çağlayan olmuş çağlamış, nehir olup akmış.

                Bu anlattıklarım, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seyfi KARABAŞ ile 1996 yılında Singapur’ da, Nasrettin Hoca Yılı münasebetiyle, “Nasrettin Hoca” adına düzenlenen festivale davet edilir. Âşıklık geleneğinde mizah konusunu işleyen eserleriyle farklı oturumlarda icralarda bulunur. Mandarin Oteli’nde Ve Singapur Üniversitesi’ nde düzenlen iki ayrı program, Gerek Şeref TAŞLIOVA’ nın sazıyla gerçekleştirdiği icrası gerek Prof. Dr. Seyfi KARABAŞ’ ın orijinal söyleşiyi koruyarak yaptığı anında çeviri ile büyük beğeni kazanan programda yaşanmıştır.

                Bu hatırasını bizle paylaşan Zeki KARABAYIR beyefendiye teşekkür ederken. Şunu da övünerek demek istiyorum. “Bir sazla dünyanın her yerinde ülkesini sazının tellerinde taşıyan onunla yaşayan büyük insan seni unutmak, sana âşık olmamak mümkün mü?”

               

                   20.11.2015/ ANKARA

 

   

                 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kudüs’ten Mehmetçik'e dua
Kudüs’ten Mehmetçik'e dua
Almanya'dan skandal hamle
Almanya'dan skandal hamle