bedava bonus veren siteler

mobil ödeme bahis

mobil ödeme bahis

bahis siteleri

bedava bahis

illegal bahis

imajbet

jeton cüzdan

güvenilir casino siteleri

bonus veren bahis siteleri

bonus veren siteler

kaçak bahis siteleri

istanbul escort

FISILTI
Mülazımoğlu Özcan Hasan

FISILTI

Bu içerik 1903 kez okundu.
Advert

                   Müdavimleri için okumak genellikle zorunluluktan alışkanlığa, alışkanlıktan tutkuya, tutkudan temel ihtiyaca dönüşen, zaman geçtikçe bağlanılan, hayatın ve varlığın ayrılmaz cüz'ü haline gelen, bir nevi tutsaklık halidir. Ekseriye sevmek kadar, kimi zaman yemek içmek, bazen de nefes gibi gerekli olmuştur tutkunlarına .  

               Muhakkakki her okurun, okumaya başlama ve okuma hikayesi farklıdır. Ben, "aklı başında her adamın yapacağı gibi kendimden bahsedeceğim" diyen Dostoyevski' ye atıfla kendiminkini anlatacağım. Annemin bahsettiğine göre çocukluğumda bulduğum herşeyi, gazeteleri bile son satırına kadar okuyup sonra anlatıyor olsam da benim okuma serüvenim bildiğimiz Keloğlan'la başladı.  

               Yaşadığımız yerdeki Lisede çalışan Abdullah Amcam, yazmasa da sürekli okuyan, derinlemesine edebi bilgiye sahip, yaşadığımız çevrede alanında en başarılı Edebiyat öğretmeniydi. Sonradan benim de aldığım edebiyat dersleri bir nevi manifestoya dönüşür, bizlere Kutadgu Bilig' i çevirttirmekten tutun da, Su Kasidesi'ni tahlile kadar uzanan bir sürü zor çalışma yaptırır, pek düşük, cimrice sayılacak notlar verir, eksiklerimizi ve hatalarımızı açıklardı. Şimdilerde keyifle tadına vardığım edebiyat zevkimin o günlere dayandığı aşikardır. Bir derste dolgun sesiyle vurgularına kusursuz riayetle okuduğu,  

               Bir bakış bir bakışa neler anlatır  

               Bir bakış bir aşığı senelerce ağlatır,   dizeleri hala kulaklarımdadır.  

               Amcamın, mesleki seçkinliği yanında, "aydın yalnızlığı" diye tabir edilebilecek, farklılığı hemen göze çarpan, istemeye istemeye kediminkini de benzettiğim, hüzünle karışık tuhaf bir yalnızlık hali vardı. Köyde, ilçede, okulda, öğretmenlerin arasında, çarşıda, diğer sosyal ortamlarda ve hatta ailede herkes tarafından itibar gösterilen amcamın o tuhaf, "yalnızlık" kelimesinden başka bir şeyle tarif edilemez hali, duruşu, yaşamı...     

                 Amcam, ilkokul 2.sınıfa başladığımızda, okumaya teşvik için bana ve kızına, her hafta, kitapçıdan, küçüklerinden alabileceğimiz birer keloğlan masalı parası vermeye başladı. Keloğlan parasını aldığımda avucumda sıkıya sıkıya tutarak kitapçıya gider, kitabı alıp heyecanla çıkar, daha yoldayken okumaya başlar, şimdi müze olan Eski Medresenin önünde bir hayli oturur, masalı daha eve varmadan bitirir, sonrasındaysa tekrar tekrar okurdum.  

                  Kütüphane üyeliğim yine amcamın vesilesiyle İlkokul üçüncü sınıftan itibaren başladı. Her Cumartesi Kütüphaneye gider kitabımı değiştirir heyecanla eve dönerdim. Her bir kitabım, yatakların altında saklanan bayram hediyelerinden daha canandı benim için...Benim zormlamamla kütüphaneye üye olan bir arkadaşımın, canı öyle istediği için kitabı yırtıp atması, benim için, bugün olduğu kadar o gün de anlaşılır şey değildi.  

                  O yaz köye gittiğimde kitapsız kalmış, ambarı karıştırırken eski küp, sepet ve alet karmaşası içerisinde, küçük amcama ait kırık bir bağlama ile lise ders kitaplarını bulmuş; edebiyat, tarih, coğrafya başta olmak üzere bu kitapları döne döne okumuş ve ezberlemiştim. Tarih kitabında bir hükümdardan "21 yaşında tahta çıktı" diye bahsediliyordu, "tahta çıkmak" ne demek bir türlü anlayamamış çözmeyi kendime dert edinmiştim. Ebeme sormuş, "ortalığı karıştırıp lüzumsuz işlerle uğraşacağına işe yarar bir şey yap" fırçasını yemiştim. Edebiyat kitabındaki,

                  Mehlika Sultan'a aşık yedi genç  

                  Gece şehrin kapısından çıktı..        

                  Dizelerinin bulunduğu Mehlika Sultan şiirini de ezberlemiş , Mehlika Sultanın kim olduğunu, yedi gencin niye aşık olduklarını ve gece gece niye gittiklerini bir türlü çözememiş, şiiri her okuyuşta o karanlık geceyi ürpertiyle hissetmiş, ve ardından onların birbirlerinden gizli gidişlerini hayal ederken, şehrin kapısını bir türlü gözümde canlandıramamış, "şehrin kapısı nasıl bir şey olaki" diye kafa patlatmış ve tabii Babanneme de Yengeme de soramamıştım...

                   Liseye başladığımda kütüphanenin kıdemli ve haftada üç kitabı ödünç alma hakkına sahip imtiyazlı bir üyesiydim. Hatta Dewey tasnif sistemine  kütüphanecinin kendisi kadar hakim olduğumdan çoğu zaman aradığım kitapları kendim bulmama izin verilir bu arada ben o kitapları ararken dikkatimi çeken başka bir kitabı da ayaküstü yarılamış yada bitirmiş olurdum. Gece lambası altında, derste sıra altında ya da ders kitabı içine saklayarak da olmak üzere haftada üç kitabı bitirir sonra koşa koşa yine kütüphanenin yolunu tutardım...

                  Okuma serüveni anlatmakla bitmediği gibi, aslında anlatmakla anlatılamaz da. Okumanın tadını ve güzelliğini ancak okuyanlar bilir. Şimdilerde tatile ya da başka bir yere giderken sekiz kitapla yola düştüğünüzde, sanki sekiz dinamiti kucaklamışsınız gibi teaccübi, hatta yarı müstehzi gözucu bakışlarına maruz kalmanız, küçük arkadaşımın o kitabı yırtışı, ya da İskenderiye Kütüphanesinin yakılışı mesabesinde olarak, benim asla anlayamayacağım bir yaklaşımdır. Sevgili okuyucular, çekinmeden bırakınız kendinizi, sadece sizin duyabildiginiz, kitapların o efsunkar fısıltısına...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X