bedava bonus veren siteler

mobil ödeme bahis

mobil ödeme bahis

bahis siteleri

bedava bahis

illegal bahis

imajbet

jeton cüzdan

güvenilir casino siteleri

bonus veren bahis siteleri

bonus veren siteler

kaçak bahis siteleri

istanbul escort

GULYABANİ İLE GÖRÜŞME
Mülazımoğlu Özcan Hasan

GULYABANİ İLE GÖRÜŞME

Bu içerik 1053 kez okundu.
Advert
                     İstirahat için değil de sancılı bir mevzuda iç karmaşıklığımı gidermek, aklımla hissiyatım arasında sulh sağlamak gayesiyle düşüncelerimi dinlemek ve bir neticeye ulaşmak için, sükunete ihtiyacım vardı. Düşüncelerimi toparlayamama sebebimin açık pencereden içeriye dolan, şehrin belirli bir tarifi olmayan, her türlü sesten oluşan tuhaf ve ağır gürültüsü olduğunu düşündüm, kalktım pencereyi sıkıca kapattım ve tekrar uzandım. Bu defa, derin sessizlik içinde, diplerde bir yerde belli belirsiz bir çınlama ile kafamda aynı hissizlik ve boşlukla yarı oturur pozisyonda cep telefonumu elime aldım ve kurcalamaya başladım.
                      Teknolojiye bağımlı olduğumuz kadar, bu teknolojinin bize ve devrimize sunduğu veya dayattığı, yeni sosyal ya da kimilerine göre asosyal ortam ve ağlara bağımlı olduğumuz gerçeği hepimizce bilinmektedir. Herkes gibi, benim de bu bağımlılıkta bir miktar payım bulunmakta olduğundan kayıtlı olduğum sosyal ağı açıp akışı incelemeye koyuldum. Birisinin paylaştığı, üstünde yazı da olan bir resim dikkatimi çekti. Karanlık ortamda, kenarlarından sarı ve turuncu karışımı belli belirsiz bir ışık sızan kapı resminin üstündeki yazıyla da birleşerek ihtiva ettiği felsefi konuyu yorumlamaya koyuldum...
                      Daldığım resimdeki kapı yavaşça açılmaya başladığında, önce bunun yanılsama olduğunu sandım ve daha dikkatli baktım, kapının oldukça yavaş da olsa hala açılmakta olduğunu görünce bir yandan "bunun video olduğunu nasıl anlayamadım ben" diye içimden geçirirken diğer yandan tuhaf ve sessiz oluşu nedeniyle hafifçe ürperdim, merakım iyice arttı. Tamamen açıldığında kapının öbür tarafının da karanlık olduğu, fakat kapı kenarlarındaki ışıkların hala durduğu, hatta daha da kızıllaşarak aleve dönüştüğü görülüyordu. Ayaklarımın üşümesiyle odanın soğuduğunu farkettim, sanki kenarlarında alevlerin titreştiği o karanlık kapıdan içeriye soğuk dolmuştu...
                     Sonra ise evvela ne olduğu anlaşılmayan, yaklaştıkça, sekiz parmaklı bir ele dönüşen, ortadaki uzun parmağı dört tane olan, uzun ve içe doğru kıvrık, pis tırnaklı o nesne avucu açık ve yukarı bakar biçimde kapıdan çıkmaya başladı...
                     El, telefondan da dışarıya çıkmaya başladığında adeta dumura uğradım; nefes alamadığım gibi, bir yandan titrerken diğer yandan donup kaldım. Ne telefonu elimden atabildim, ne de kıpırdayabildim. Kalbimin gümbürtüsü kulaklarımı doldurmuş ve ben nefes almayı unutmuşken önce o el, sonra bağlı olduğu kol ve en sonra da bunların sahibi telefondan çıkarak büyüdü büyüdü ve karşımda, uzattığım bacaklarımın ayaklarıma yakın kısmında durdu. Hissiz dizlerim kendiliğinden vücuduma doğru toplanırken "bu nedir, nasıl olabilir" diye düşündüğümü hatırlıyorum...
                     Korkuyla yüzüne baktığımda, üstü kel ve buruşuk kafasının ön kısmındaki kısa iki boynuzun hizasından aşağıya doğru, kızıl ve gri karışımı saçlarının yapış yapış halde yüzünün iki yanından, sivri kulaklarının arkasından boynuna doğru sarktığını, çıkık alnının şişkinliğinin gözlerine doğru iyice arttığını, kaşsız ve kirpiksiz gözlerinin hastalıklı bir karanlıkta olduğunu gördüğüm ucubenin de bana baktığını, dipsiz karanlık gözlerini adeta ruhuma diktiğini gördüm. Bakışlarım sımsıkı kapalı ağzına, sonra kırış kırış yüzüne, oradan da çenesinden sarkan kırmızı renkli ve örgülü keçi sakalına takılıyor, sanki sakalının ucu hafifçe titremekte. Gözlerimi kapatıyorum, son sağduyu kırıntılarımla nefesimi verebilmişken "böyle bir şey olamaz, bu bir kabus olmalı, uyanıp kurtulacağım" diye düşünüyorum, sonra gözlerimi yavaşça aralıyorum...
                    Hala duruyor yerinde! Yüzüne doğru bakıyorum tekrar, düşüncemi okuduğunu anlıyorum. Allah'ım sırıtıyor! Belli belirsiz ıslık ve çığlıklarıyla tıslamaya benzer bu sırıtışın ardından, aralanan koyu karanlık dişsiz ağzından yayılan iğrenç bir koku duvar gibi çarpıyor yüzüme. Kaçmam lazım, ardıma bakmadan kaçmam kurtulmam lazım, belki de pencereden atlamalıyım. Ama kıpırdayamıyorum, tüm uzuvlarım felç oldu, tüm hücrelerim panik içinde. Ve bana doğru yaklaşıyor... O yaklaştıkça soğuk artıyor, dondurucu bir hal alıyor. "Allah'ım bu ne ya, ben ne yaptım da bu geldi başıma"... Ağzımdan istem dışı olarak "hişt, kışt" gibi zayıf bir fısıltı dökülüyor, yaratık iyice yaklaşıyor, yüzü tam yüzümün karşısında duruyor, tekrar nefesimi tutuyorum...
                    Sırıtmaya devam ederken konuşuyor; ağzından yayılan leş kokuları arasında, fısıltı ya da bağırış olabilecek, belki de harfsiz kelimelerle tıslama tonunda "hayal değilim, görüyorsun" diyor. Bakışlarım kucağımda, kaçacak yer bulamazken kendi içime çekilmek, kaybolmak hatta yok olmak istiyorum. Yaratığın yüzüme doğru yükselen sekiz parmaklı elinin, kendi varlığının aksine soğukluk değil de yapış yapış bir alev bırakmasından anlıyorum yüzüme değdiğini, tir tir titriyorum ve hala nefes alamıyorum...
                   Geri çekiliyor, yine ağır ağır, soğuk ve koku hafifliyor, yüzümde değdiği yer ise hala yanıyor ve yapış yapış, gayri ihtiyari nefesimi bırakıyorum...
                   Sonra konuşmaya başlıyor tekrar, bir kaç asır süren bir kaç dakika ya da bir kaç dakika süren bir kaç asır boyunca, emin değilim, zaman mefhumunu kaybettim, tek emin olduğum şey bunun çok ama çok uzun sürdüğü...

Neler mi konuştu, ya da ben neler mi dinledim? Başka bir zaman, hazır olduğumda....

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X