KERKÜK SON KURBAN OLMAMALI!
Ganire Pashayeva

KERKÜK SON KURBAN OLMAMALI!

Bu içerik 5219 kez okundu.
Advert

“Ah Kerkük yüz ağ Kerkük

Her zaman yüz ağ Kerkük

Ölseydim düşmeseydim

Ben senden uzağ Kerkük” 

 

20. Yüzyılın ilk çeyreği büyük bir savaşın- I. Dünya Savaşının- başlamasına tanıklık etmişti. 20. Yüzyılın ilk yarısı ise II. Dünya Savaşı denen büyük felaketi yaşadı. Tam yüz yıl sonra, dünya yine büyük bir kargaşanın; belki de III. Büyük savaşın eşiğinde! Bu gün vesayet yoluyla, terör örgütleri aracılığıyla Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de, Karabağ’da, Yemen’de sürdürülen çatışmalar, belki de yarın, büyük devletlerin de müdahil olduğu büyük savaşlara dönüşme eğilimindedir!

Dünyanın birçok bölgesinde bir türlü durulmayan siyasi çalkantılar, şiddetli çatışmalar var. Aslında dünyada; Yakındoğu’da ve Ortadoğu’da, 1990’lı yıllardan beri devam eden, gizli bir savaş, bu gün terör örgütleri nezdinde bütün şiddetiyle devam ediyor. Bu savaş, diğerlerinden biraz farklı cereyan ediyor; çünkü ilan edilmemiş bir savaşla karşı karşıyayız! Ve maalesef savaşın yaşandığı coğrafyalar, Müslümanların ve Türklerin yaşadığı coğrafyalardır.

Bu çatışmalar sırasında işgal edilen, etnik temizlik yapılan, etnik gruplar ve terör örgütleri arasında sık sık el değiştiren birçok bölgelerde, Türkler ya büyük katliamlara maruz kalıyor; ya da göçe zorlanarak vatanlarını terk etmeye mecbur oluyorlar. Bu çatışma bölgelerinde, Türkler dışındaki her bir etnik gruba, batılı devletlerce büyük yardımlar yapılmasına rağmen, o bölgelerde yaşayan Türklere, bırakın kendilerini korumak için silah yardımını; insani yardım bile yapılmıyor! Bu bölgelere yardım elini uzatan Türkiye ise sürekli çembere alınıyor, terör örgütleri vasıtasıyla tehdit ediliyor

Son yüz yılda nice Türk yurdunda; Balkanlarda, Kırım’da, Kafkasya’da, Ahıska’da, Doğu Türkistan’da, Karabağ’da, Kerkük’te, Erbil’de, Musul’da, Telafer’de, Tuzhurmatı’da, Türkmendağı’nda yaşayan, yüz binlerce Türk, vatanlarını terk ederek göç etmek zorunda kaldılar. Aslında “göç etmek zorunda” kalmadılar;  “zorla göç ettirildiler”. Yani bir imparatorluğun varisi olan Türkiye ile sınır olmanın, Türkiye’ye yakın olmanın; jeostratejik bölgelerde yerleşmenin, enerji yolları üzerinde yaşamanın bedelini ödediler.

Soruyorum size: Bir gecede yük vagonlara doldurularak Orta Asya’ya sürülen Kırım Türkleri; yurdundan yuvasından zorla koparılarak binlerce kilometre doğuya sürülen Ahıska Türkleri; göçe zorlanan ve mübadeleye maruz kalan Balkan Türkleri; daha 25 yıl önce dünyanın gözleri önünde, kameralar karşısında katliama, soykırıma uğrayan Karabağ Türkleri neyin bedelini ödemişlerdi? Bu gün Suriye’de: Halep’te, Türkmendağı’nda; Irak’ta: Kerkük’te, Telafer’de, Tuzhurmatı’da vatanlarından koparılarak sürgün edilen, zorla vatanlarından çıkarılan Türkler, neyin bedelini ödemektedirler?

 İnsan ve toprak ayrılmaz birer parçadır. Eğer insan yoksa toprak da, vatan da yoktur. Eğer vatan dediğiniz toprak parçasında sizin insanlarınız yaşamıyorsa; sizini diliniz konuşulmuyorsa, sizin türküleriniz söylenmiyorsa, orada sizin bayrağınız da dalgalanmayacaktır! Vatan, insanla vatandır! Yarın Kerkük’ü Ahıska’ya çevirirlerse, gelecek nesiller, Kerkük’e nasıl Türk yurdudur diyecekler?

Bu gün yürütülen kirli savaşın temel amacı da “coğrafyayı asli unsurlarından temizleyerek, başka unsurları bu coğrafyaya taşımak ve bu coğrafyanın etnik yapısını değiştirmekten ibarettir!” Geçtiğimiz yüzyılda, İrevan, Göyçe, Zengezur gibi binlerce yılık Türk toprağı olan yurtlardan; katliamlara maruz bırakılarak zorla göç ettirilen Türkler ve Müslümanlardan boşalan coğrafyada, bu gün Ermenistan denilen korsan devlet, bu sinsi siyaset sayesinde kurulmuştur. İrevan bir Türk yurduydu; ama bu gün Türk’e ait hiçbir şey bırakmadılar. Daha dün denilecek kadar yakın geçmişte Kırım’ın Ruslaştırılması, Ahıska’nın yabancı unsurlarla doldurulması, Karabağ’ın Türksüzleştirilmesi ve Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerinin yaşadıkları yerlerdeki terk etmeye zorlanmaları, emperyalist güçlerin bu sinsi siyasetinin bir sonucudur.

Bu gün aynı siyasi emellerin kurban seçtiği ve yok etmek için yeni bir tezgâh kurduğu “Türk yurdu” özelde Kerkük; genelde Kerkük ve çevresindeki Türk bölgesidir. Bu bakımdan Kerkük, Türk Dünyasının namusu sayılmalıdır!   

1990’da başlayan I. Körfez Savaşı, sinsi güçlerin Irak’a girmesine ve Irak’ı paramparça etmesine zemin hazırladı. II. Körfez Savaşıyla Irak fiilen üçe bölündü ve Etnik ve mezhep temelinde üç ayrı yapıya ayrıldı. Kuzey’deki Özerk yapıya o kadar büyük destek, silah ve para yardımı yapıldı ki, bu güçler artık Irak’ı parçalayarak Türkiye’nin burnunun dibinde yeni bir devletin temellerini atmayı; üstelik Suriye’deki yapılarla birleşerek Akdeniz’e açılmayı, Türkiye’nin Güney sınırlarını tamamen kapatmayı ve Türkiye ile Güneydeki Türk ve Müslümanların arasına tampon bir bölgeyi sokmak istiyorlar.  

Bu çerçevede binlerce yıllık Türk Kalası olan Kerkük, nüfus dengelerinin tamamen değiştirildiği, etnik temizliğin yapıldığı ve başka bölgelerden nüfusun taşındığı bir dönemde, “sözde referandum” yoluyla adeta “yutulmak” isteniyor.

Bölgemizde bu oyunları sahnelemeye çalışan güçler, aslında Türklerin 21. Yüzyıl dünyasında yeni güç olarak ortaya çıkmasını engellemeye çalışan güçlerdir. Bunu, Altaylardan Balkanlara; Kırım’dan Kerkük’e kadar, bütün Türk Dünyası iyi bilmeli, Türk milleti bu büyük oyunun farkına varmalı, birliğini, beraberliğini, kardeşliğini muhafaza etmelidir. Bu büyük savaş dalgası önünde, tarihin ve kaderin önünde biz Türkler, birliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günleri yaşıyoruz. Biz Türkler, bunun bilincinde olmalı ve Son kalelerimizden olan Türk’ün boynu bükük şehri Kerkük’e sonuna kadar sahip çıkmalıyız. Hem de hiç vakit geçirmeden!

20. Yüzyılda, Ahıska, Kırım, Karabağ bu oyunlarla kurban edildi. Son kurban olarak Kerkük’ü istiyorlar! Kerkük kurban edilirse, Erzurum’u, Gence’yi, Gaziantep’i, Tovuz’u da kurban isteyecekler. Kerkük bizim, Kerkük Türk Dünyasının  “II. Çanakkale’si” olmalıdır. Kerkük’ü ve Kerkük Türklüğünü, referandum oyunuyla yutmak isteyenlere, tarihin huzurunda Çanakkale’de olduğu gibi, keskin bir cevap vermeli; Kerkük’ü bu sinsi tezgâhlardan halas etmeliyiz…

Yazımın başına bir Hoyratın içli nağmesini koydum. Kerkük’te yaşayan soydaşlarımıza bu içli ve hazin nağmeleri yeniden söyletmek istemiyorsak, Kerkük’e sonun kadar sahip çıkmalıyız…

GANİRE PAŞAYEVA

 

 

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
İsrail Gazze'yi vurdu
İsrail Gazze'yi vurdu
CSI Jandarma geliyor!
CSI Jandarma geliyor!