Sessiz Çığlık Kitabı İncelemesi
Okuduğumuzu Anlatıyoruz

Sessiz Çığlık Kitabı İncelemesi

Bu içerik 3447 kez okundu.
Advert

Görüntünün olası içeriği: yazıSessiz Çığlık

 

Kürşat Yozcu

 

Adana 2015, Ekrem Matbaası, 271 sayfa, ISBN: 978-605-84979-1-7

 

Zerrin Türk1

“Edebiyat ve toplum arasındaki ilişki, genellikle, De Bonald’dan alınma “edebiyat toplumun ifadesidir” formülünden yola çıkılarak tartışılır.” Yazarın içinde bulunduğu toplumun bir temsilcisi olduğu ve eserinin toplumsal gerçekliklerden beslendiği kabulü edebiyatla toplum arasındaki ilişkiyi daha belirgin bir hale getirir. Sessiz Çığlık romanı da toplumsal gerçekliklerden beslenen, yazarın yaşadığı çevreden gözlemlediği, gerçek yaşanmışlıkların kesitidir. Sessiz Çığlık romanı, muhteva ve üslup özellikleri ile de içinde bulunduğu hayata, kültüre, zihniyete, geleneğe, alışkanlıklara ve davranışlara tutulan bir ayna vazifesi görmüştür. Romanda kullanılan mekânlar romana toplumsal bir özellik ve gerçekçilik kazandırmıştır. Romandaki toplumun ekonomik yapısı, olay örgüsünün geçtiği dönemin ekonomik şartlarını ve toplumun ekonomik olaylardan nasıl etkilendiğini okura yansıtmıştır.

 

 

Sessiz Çığlık romanında tasvirler geniş bir yer tutmaktadır. Romanda olayların geçtiği coğrafya olan Toros Dağları, Çukurova ve çevresi, hem romanın başında hem de roman akışı sırasında sürekli olarak tasvir edilmiştir. Romanın kahramanı Yoscu, roman boyunca hem peşine düşen jandarmalar, köylüler ve eşkıyalarla, hem de zor bir coğrafya ile mücadele eder. Bu yüzden yazar, kahramanın nelerle mücadele ettiğini göstermek için beşeri şartları çok iyi tasvir ederek romanı hem daha sürükleyici, hem de daha gerçekçi kılmıştır.

Romanın başlangıç ve bitişi, romanın başkahramanı olan Yoscu’nun mezarının bulunması ve bütün emanetlerin sahiplerine kavuşmasını anlatıyor.

‘‘Bütün emanetler sahiplerine kavuştu. Bu gün bu mezarlık, yıllardır dilden dile anlatılan ; bir eşkıyanın hikayesini dinledi…’’s.268

 

Romanın ikinci bölümünde köyünden kaçan Memed’i görürüz. Köyünden dağlara doğru uzun bir yolculuğun başladığı bölümde bu kaçışın nedenleri anlatılmaktadır.

‘‘ Bir anlık kızgınlıkla atılan kurşun, biraz önce birbirinin gözlerinde derin pazarlıklar yapan üç canın, kaderlerinin mihenk taşı olacaktı...’’s.43

 

Romanın üçüncü bölümünde Yoscu’ nun hapishaneden kaçışı ve kendi çetesini kuruşu anlatılmaktadır. Yoscu’nun içinde farklı düşüncelerin tohumlarını filizlendiren bir yıllık hapishane hayatı olmuştur. Bu tutsaklık döneminde köyünde yaşadığı günlerde her şeyi bildiğini fakat hiçbir şeyi bilmediğinin farkına varır. Burada gördükleri onun sürekli düşüncelere dalmasına neden olur. Ve Ustasına sorar?

‘‘Bu toplum neden aç Usta? Bu toplum neden cahil? Bu toplum neden sömürülür hep?’’s.111

Ustasının ona verdiği cevap, Anadolu insanının halini ve tavrını özetlemektedir.

 

Romanın dördüncü bölümünde haksızlıklara, zulümlere, bozuk düzene başkaldıran bir çete liderinin tuzak kurularak öldürülen dostunun intikamını alışındaki merhameti görüyoruz. Onu düşmanlarını öldürmekten alıkoyan yeni doğmuş bebeklerin sesiydi. Yeni doğmuş bu iki can, o gün Fikret’in ve Osman Ağa’nın hayatını kurtarmıştı.

‘‘Kim bilirdi; bu gece girilen iki yatak odasında bulunan iki bebeğin, yarım asır sonra Yoscu’yu mezarlıkta son yolculuğuna uğurlamaya geleceğini…Ahde vefanın yüceliği…Cana kıyamamanın güzelliği…Teşekkür etmenin bilgeliği…’’s.150

 

Romanın beşinci bölümünde Yoscu ile Ak Kız arasında geçen aşk romana romantik bir hava katmıştır.Yoscu’ nun yüreğine aşk ateşi düşmüştür bir kere, dağa taşa sığmaz olmuş, Ak Kızın hayaliyle yanıp kavrulmaktadır.Fakat her iki aşıkta bilmektedir ki bu aşkın sonunda vuslat yoktur.Onların sevdalarının tercümanı olmuştur eski Anadolu uzun havası ‘ Ağ Gelin’.

‘‘Ağ gelin de İndi m’ola Yayladan
Kaşın değil gözün beni söyleden
Bu güzellik sana Kadir Mevladan
Alırım ahdımı da koymam yar senden ‘’ s.206

 


Romanın altıncı bölümünde ise Cumhuriyet’in onuncu yılında ilan edilen genel aftan yararlanarak teslim olan Yoscu’nun geçmişinin peşini bırakmayışı ve acı sonu anlatılmaktadır.

 

Sonuç; Sessiz Çığlık adlı roman, sonun başlanğıcını, bir devrin bitip bir devrin başlamasında, çekilen acıları, yapılan fedakarlıkları, toplumun dönüşümünü bir kahramanın şahsında ete kemiğe büründürmüştür. Sessiz Çığlık romanının olay örgüsü Cumhuriyet’in ilk yıllarında geçer. Romanda, bu süreçteki toplumsal problemlere değinilmiştir. Kişisel kinden yola çıkılarak evrensel bir problem olan zulmün ele alındığı Sessiz Çığlık romanında zulmü doğuran haksızlık, şiddet gibi etkenlerin yanı sıra zulmün yol açtığı yoksulluk, açlık, hastalık, çaresizlik gibi sorunlara da dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda ağalar, beyler, siyasiler, devlet yöneticileri, eşkıyalar (haydut) ve jandarmalar zulmün kaynağı olarak gösterilmiştir. Zulme maruz kalanlar ise köylüler ve göçebelerdir. Kişisel bir nedenle eşkıya olan Yoscu, romanın son bölümünde annesi Ayşe’nin söyledikleri ile yerelden evrensele dönüşerek barışın, kardeşliğin simgesi olmuştur.

Romanda bürokratlar, ağalar ve siyasiler arasındaki çıkar ilişkileri ele alınarak dönemin sosyal ve siyasal şartlarına değinilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Ankara Hükümeti, düşmana karşı verdiği mücadelenin daha fazlasını Anadolu Halkı’nın kalıplaşmış yargılarını değiştirmek için vermiştir. Bu değişim ve dönüşümde yaşananların bir bölümüne Sessiz Çığlık romanında yer verilmiştir. Romandaki her tip kültürün birer temsilcisidir. Kırsal kesimde günlük yaşamın vazgeçilmez unsuru olan kültürel pratiklere olay örgüsü sırasında yeri geldikçe değinilmiştir. Bununla birlikte yöresel dilin ve yazın dilinin birlikte kullanılması anlatıya çeşitlilik ve dilsel bir zenginlik kazandırmış, kültürel değeri olan kalıplaşmış sözlerin kullanımıyla anlatılmak istenen düşünceler uzun cümlelere gerek kalmadan kısaca anlatılmıştır. Yazar, gerçek bir mekân olan Çukurova ve Toroslar çevresini yeniden kurgulayarak yeni bir roman dünyası oluşturmuş, tarihî olayları bu çevreye uygun bir şekilde yeniden kurgulamış, oluşturduğu bu anlatıya mistik bir hava ve bölgesellik kazandırmıştır.

 

Sessiz Çığlık romanında yazar, kurgu ile gerçeği bir araya getirerek oluşturduğu eserindeki olay örgüsünü evrensel bir gerçek üzerine kurma gayesiyle eserini tarihî olaylar ve kişiliklerle, gerçekte olduğuna inanılan çeşitli anlatılarla ve halk edebiyatına ait çeşitli materyallerle desteklemiştir. Gerçek bir coğrafya üzerinde kurduğu kurgusal dünyada işlediği olay örgüsünde gerçekleri bütün çarpıcı yönleriyle vermeye çalışırken bu gerçekler arasına serpiştirdiği hayali unsurlar vasıtasıyla romanı tek düze bir çizgiden uzak tutarak sosyal meselelerin akıcı ve destansı bir anlatı tadında okunmasını sağlamıştır. Çizdiği erdemli eşkıya tipiyle, Köroğlu’nun son yüzyıldaki temsilcisini oluşturmayı amaçlayan Kürşat Yozcu, sömürülen sınıfın haklarını, oluşturduğu bu kahraman aracılığıyla savunmuştur.

 

1 Öğrenci, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Gaziantep, zerrin2004@hotmail.com

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kudüs’ten Mehmetçik'e dua
Kudüs’ten Mehmetçik'e dua
Almanya'dan skandal hamle
Almanya'dan skandal hamle