ÖTEKİLEŞTİRMEDEN YAŞAYABİLMEK
Bünyamin Zile

ÖTEKİLEŞTİRMEDEN YAŞAYABİLMEK

Bu içerik 11852 kez okundu.

ÖTEKİLEŞTERMEDEN YAŞAYABİLMEK

       Günümüzde insanoğlu hayatının merkezine kendisini koymuştur. Kendisi dışında da hayatların var olduğunu bilir, kabul eder ama söz konusunu kendi hayatı olduğunda kolaylıkla ben ve öteki diyebilmektedir. Bu durum sadece yaşamla ilgili değildir. Siyasal düşüncede, felsefi ve dini inançlarda, hatta gelenek ve göreneklerde de aynı durum söz konusunu olabilmektedir. Örnek vermek gerekirse kendisiyle aynı partiden olmayana başka gözle bakabilmektedir. Ve hatta aynı dine inanmayana, aynı ırktan olmayana, derisinin rengi farklı olana pek ala başka gözle bakabilmekte onu kolaylıkla ötekileştirebilmektedir.

       Bu düşünce kalıbı içerisinde bireycilikte içermektedir. Kendini diğerlerinden yani öteki benlerden üstün görmeyi içerisinde barındıran bir Elitist tutum söz konusudur. Bu tür bir tutumun batı toplumlarda daha yaygın olduğu reddedilmez bir gerçektir. Bireysel olarak böyle olduğu gibi toplumsal olarak da böyledir. Örneğin Kral Ferdinad ve Kraliçe Elizabet Endülüs Emevi devletini İspanya da yenip yok ettikten sonra o topraklarda yaşayan Müslüman ve Yahudilerin tamamını çeşitli yöntemlerle yok etmişlerdir. Dahası batıda yüzyıllarca Hıristiyan mezhepleri arasında birbirlerini yok etme savaşları yapılmıştır. Elitist ve tekçi bir tutum sergilemişlerdir. Diğer unsurlara hoşgörüyle hiçbir zaman bakmamışlardır. Oysa gerek Emeviler gerekse Osmanlılar fethettikleri ülkelerdeki Hıristiyan, Yahudi gibi diğer unsurlara dokunmamışlar onlara da yaşama şansı vermişlerdir. İstanbul’u fetheden sonra fatih Sultan Mehmet Hıristiyanları her konuda serbest bırakmıştır. Osmanlı Budapeşte de aynı tutumu sergilemiştir. Belgrat’ta da aynı tutum söz konusudur.


       Müslümanlar fethettikleri her ülkede diğer unsurlara yaşama sansını tanımışlardır. Kendileri gibi inanmayanlara hoşgörü ile bakmayı bilmişlerdir. Onları ötekileştirmemişlerdir. Bu durum İslam düşüncesinin ve medeniyetinin diğerlerinden ne kadar ileri düzeyde olduğunun ve Müslümanların kendilerine ne derece güven duyduklarının en güzel ifadesi olarak karşımızda durmaktadır.


       Bir İslam düşünürü “toprak gibi mahviyet, terki enaniyet gerektir” diyerek hayatın merkezine kendisini koymayı reddetmiştir. İste bu düşüncedir ki atalarımız bir yeri fethettiklerinde kendileri gibi olmayan diğer unsurlara hoş görüyle bakabilmişler ve onlara yaşama şansı tanıyabilmişler. Ve ben dememişler biz demişlerdir. Yine aynı İslam düşünürü “benliğini bir buz kalıbı gibi suyun içerisine atıp eritmek lazımdır. Diyor. Bu su içerisinde yaşanılan toplumdur. Böyle bir toplumda ben ve öteki diye ayrışma olur mu? Olsa bile yaşama şansı bulur mu?

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Van'da deprem oldu
Van'da deprem oldu
Tarihi gün geldi!
Tarihi gün geldi!