AŞIKLIK GELENEĞİ,YAZI DİZİSİ -III
Ülkü Taşlıova

AŞIKLIK GELENEĞİ,YAZI DİZİSİ -III

Bu içerik 9726 kez okundu.

ÂŞIKLIK GELENEĞİNİN YARATMA VE İCRA ORTAMLAR:

Sözlü ortam; Âşıklar sanatlarını iki ayrı yolla ortaya koyar. Çoğunlukla serbest zamanlarında şiirlerini veya hikâyelerini ortaya koyarlar. Bunları bazen yazıya geçirerek, bazen de hafızalarında az çok koruyarak daha sonra topluluk huzurunda sunarlar.

Saz Çalma; Âşıklar manzum ürünleri genellikler saz eşliğinde sunarlar. Gerek âşıklık geleneğindeki saz makamlarını, gerek şiirlerini dinleyiciye aktarmak için saz çalmayı öğrenmelerini zorunlu kılmıştır.

Kahvehaneler; Tarihsel seyri içinde âşıklık geleneğinin en önemli icra mekânlarından biri kahvehaneler olmuştur. Ortaya çıkan teknolojik gelişmeler ve değişen hayat şartlarına paralel olarak bazı farklılıklar görülmesine rağmen günümüze kadar âşık kahveleri, temel fonksiyonlarını yitirmemiştir. İçecek olarak kahvenin ortaya çıkması ve bu içeceğin kahvehane adlı bir mekânda sunulmaya başlamasıyla birlikte bu mekânlar belli bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya başlamıştır.

XVI. yy başlarında ortaya çıkan ve aynı zamanda İstanbul’a da aynı zamanda geldiği kabul edilen kahvehanelerin ilk müdavimleri entelektüel çevreden olanlardı. Ancak kahvehanelerin ülke genelinde yaygınlaşmaya başlaması sonucu birçok kesimdeki insanları da buralara yönelmiştir. Başlarda tek etkinliği kahve içmek olan bu mekânlar zaman içinde sanatsal etkinliklerinde sunulduğu yerler oldu.  Böylece halkın duygu ve düşüncelerine tercüman olan âşıklarda bu mekânlarda sanatlarını icra etmeye başladılar. Ve daha sonra âşıklar kahvesi diğer kahvehanelerden ayrılarak kendi sanatlarını icra mekânları oldu.

Âşıklar kethudalığının Sultan II. Mahmut tarafından kurulduğuna ve Sultan Abdülaziz’ in bizzat kahveye giderek, bazen de saraya davet ederek âşıkları dinlediğine bakılırsa XIX. Yy da aşık kahvelerinin İstanbul’da oldukça revaçta olduğu anlaşılır. Bu dönemlerde bütün coğrafyada yaygın olan âşıklar kahvesi oldukça revaçta olduğu görülmektedir.

XX. başlarından itibaren İstanbul’da âşık kahvesi geleneği zayıflarken, Başta Kars, Erzurum ve Kayseri olmak üzere Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde varlığını sürdürmüştür.

Âşık Fasılları; Geçmişte de günümüzde de âşık fasıllarının en fazla yapıldığı mekânlar kahvehanelerdir. Bu fasılların belli icra kuralları vardır. Ancak bu kurallar dönemlere, süreçlere, bölgelere, toplumsal ihtiyaçlara bağlı olarak değişebilmektedir.

Klasik Osmanlı kültürünün merkezi olan İstanbul’daki âşıklık geleneği içinde klasik makamların aruzlu türlerin önemli yer sahibi olduğu görülür.

Âşık fasıllarının içerisinde münferit manzum söyleşileri, hikâye anlatımı, karşılaşmalar, askı-muamma uygulaması, atışmalar görürüz.

 Münferit (tek, ayrı, kendi başına) manzum söyleşiler; XIX. yy âşık fasıllarındaki münferit söyleşiler arasında gazel, beyt-i müfret, münacat, na’t, müstezat, divan, satranç, kalenderi, semai, türkü, koşma, destan, bozlak, mani ve tekerleme örneklerine yer verilir.

Günümüzde ise yörelere göre değişiklik göstermekle birlikte, özellikle Doğu Anadolu bölgesi âşıklarının katıldığı bütün fasıllardaki münferit söyleşiler divan/divani ile başlar. Ardından âşıkların hoşlama, güzelleme, koçaklama, tecnis, destan sicilleme, yalanlama, bozlak, taşlama, tüketmece, methiye adını verdikleri şiirleri sunulur. Bunlar usta malı olabileceği gibi icracı aşığın kendi ürünü de olabilir. Şiirler arasında açıklama, fıkra, kısa hikâye biçiminde anlatmalara da yer verilir.

Hikâye Anlatma; Âşıklar sadece saz eşliğinde manzum eserlerini sunmakla yetinmezler. Şiirleri arasında dinleyicilerle sohbet ederler. İyiliği, doğruluğu tavsiye eden nasihatlerde bulunurlar. Fıkra anlatırlar. Başlarından geçmiş ya da tanıklık ettikleri bir hikâyeyi de dinleyiciye naklederler. Böylece âşıkla dinleyici arasında diyalog kurulmuş olur. Bazen de halk hikâyesi örnekleri sunarlar.

Âşık fasıllarında anlatılan hikâyeler, genellikle Kerem ile Askı, Emrah ile Selvi, Âşık Garip gibi klasik halk hikâyeleri veya Köroğlu gibi kahramanlık hikâyeleridir.

Hikâyeye başlamadan önce döşeme adını verdikleri mensur bir tekerleme söylerler. Bu olmayacak şeyleri komik bir şekilde anlatan ufak bir sergüzeşttir (macera). Bu hikayeyi âşık kendi başından geçmiş gibi anlatır. Sonunda da anasından ya da ninesinden dayak yerken sazını kapıp meclise geldiğini belirtir. Böylece hikâyeye başlamış olur.

Asıl hikâye dua ile başlar. Bu bütün âşıklar tarafından yapılan sabit, klişe bir duadır. Hikâye manzum ve mensur kısımlardan oluşur. Mensur hikâye kısmında âşık anlatma serbestliği ile konuşur. Ana hatlardan sapmamak kaydıyla hikâyeye istediği genişliği verebilir. Asıl hikâye ye dokunmazlar. Hikâyede değişmemesi gerek parçalar nazım yani şiir kısımlarıdır. İyi bilmediği nazım kısmını değiştirmeye kalkan âşık hoş karşılanmaz.

Hikâyeler genellikle bir gece de bitmez. Hikâye arasında çay kahve molası verilir. Dinlendikten sonra yeniden başlamanın da bir kuralı vardır. Âşık nerede kaldığını dinleyicilere sorar. Dinleyici cevap verirse âşık sazını onun önüne koyar ve bahşişini ister.  Ve hikâyesine devam eder.

Son yıllarda hikâye anlatma geleneği oldukça zayıflamıştır.

 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X