atasehir escort
istanbul escort bayan escort
istanbul escort istanbul escort bayan şirinevler escort
İSLAM DÜNYASINDA İKİ FİTNE
Mükremin Kızılca

İSLAM DÜNYASINDA İKİ FİTNE

Bu içerik 9233 kez okundu.

Kur’an-i kerimin büyük bölümünü oluşturan kıssalar hep peygamberlerin Allah’ın mesajını tebligatı sırasında karşılaştıkları ve tamamıyla iman etmeyenlerden oluşan zalimlerin eziyet ve işkencelerini anlatır.

Zamanımızda böyle bir zulüm artık azalmıştır. Yani uygar dünyada zulümler Müslüman olmayanlardan Müslümanlara karşı daha düşük seviyededir. Esas tumturaklı zulümler hep Müslümanların Müslümanlara yaptıkları zulümlerdir.

Son yıllarda (2000’li) Cezayir’de, Mısırda, Türkiye’de ve Yemende yönetimlerin Müslüman guruplara yaptıklarını izliyorsunuzdur.

Müslümanların boynundaki ipler yine Müslümanların ipleri, Müslümanların boynuna inen kılıçlar yine Müslümanların kılıçlarıdır. Böyle münferit olaylara tarihte fitne denir ve yüce önderimiz bunu “Müslüman kardeşine silah çeken bizden değildir” buyurarak önlerdi, ama şimdi artık bu işler münferit vaka değil mutat vaka haline gelmiştir. Bu durumda bilgili ve aydın Müslümanlar ne yapmalıdır ne yapabilir bilemiyorum, zira onların da elleri kolları bağlıdır çünkü uygulayıcıların kılıcı onlara da yönelebilir bu bakımdan İslam tarihinde böyle bir devir iddia ediyorum ki geçmemiştir. Bence kıyamet alametlerinin en büyüğü budur.

Ey Müslümanlar! Bu gün açıkça ortaya çıkmıştır ki Osmanlılar yıkıldıktan sonra bağımsız olan nice İslam devleti hâlâ bağımsız olamamış ve eski sömürgecilerine karşı hâlâ gebe durumdalar ve onların vereceği birkaç kuruş ve aferin uğruna İslami kıpırdanışları bastırmak için yapmadıkları zulüm ve katliam yoktur. O eski efendileri de insan haklarını, demokrasiyi ve evrensel hukuku sadece kendileri için geçerli değerler manzumesi addederek Yahudiler gibi üstün ırklık taslayarak başkalarına bu hakları reva görmüyorlar.

Şurası da kesin ve net olarak anlaşılmıştır ki batının ve uygar dünya denilen gelişmiş ülkelerin hak hukuk ve demokrasi kültürleri İslam’ın başladığı yerde bitmektedir. Oysa ne güzel yola girmiştik ve ne güzel de adaptasyon sağlamıştık: 30 yıl önce şirk dediğimiz demokrasiye neredeyse İslami bir yöntem demeye başlamıştık. Bu gerçekleri ah bir de zalim İslam ülkelerinin idarecileri anlasa ah…

 İslam dünyasının iki büyük ülkesi: Türkiye ve Mısır, bu iki ülke batıya olan sınırları ve yakın alakaları dolayısıyla batının gelenekleri görenekleri ve yasaları en katı uygulanan iki İslam ülkesidir.

20. yüz yılın başlarında tarihin en büyük İslam imparatorluğu olan Osmanlıların tarihe karışmasıyla onun külleri arasından çıkan düzinelerce ülkelerden en temayüz eden iki laik ülke olarak Mısır ve Türkiye yüz yıldır kültürler arası savaşlarda büyük bir meydan olmaya devam etmektedir.

İslamiyet’i ana kaynaklarına en uygun olarak alan ve yaşayan iki halk olan Mısırlı Araplar ve Türkiyeli Türkler peygamber sevgisi bakımından da son derece makul seviyelerdedirler. Bu bağlamda İslami bir hayatı fertler olarak yaşamadıkça toplumsal olarak bir şey yapmanın imkânı olmadığını anlamışlardır.

Mısırda “Müslüman Kardeşler”, Türkiye’de ise İslami cemaatler tebliğ işini göğüslemişler ve omuzlarına almışlardır. Kiliselerin “3. Milenyumda tüm dünya Hıristiyan olacaktır” hedeflerine karşılık Müslümanlar da “hicretin 15. Yüzyılında Dünyada İslam’ın mesajını ve peygamberini duymayan hiç kimse kalmayacaktır” hedefine kilitlenmişlerdir. Ancak Hıristiyanlık İslamiyet’le yürürlükten kalkmış ve mensuh bir din kaba kuvvetle ve yeni ilahi mesajı duymayanlarca ayakta tutulmaya çalışılırken İslamiyet her bakımdan yeniliğiyle daima öndedir.

Her iki ülkede de Müslümanlar yüzyıllarını darbelerle karşılaşarak geçirmişlerdir. Erken yapılan her hareket ve atılımın sonu istenmeyen bir biçimde noktalanmıştır. En son olarak 2013 yılında Mısır ve Türkiye Müslümanlarına öncülük eden cemaatler tarihin en büyük hatalarını yaparak yine tarihin en büyük kayıplarını yaşamışlardır. Bu hata günah manasında değil metot manasındadır.

Mısırlı kardeşlerimiz henüz muktedir olamayacak bir durumdayken iktidarı ele almışlar ve karşı bir darbeyle ve yüz yıl geride kalan ayak oyunlarıyla dünya “uygarlığının” gözü önünde ve “alkışlarıyla” alaşağı edilmişlerdir.

Türkiye’de ise 20. yüz yılın başlarında bir zatın “Şeytandan ve siyasetten Allaha sığınırım” özdeyişine aykırı olarak bir camianın isteklerini siyaseten elde etmeye kalkışmaları ve seçilmiş bir iktidarla mücadeleye girişmeleri halen sürmekte olan menhus bir fitneye sebebiyet vermiştir. Bu kardeşlerimizin, son iki yüz yıldır Müslümanlara tepeden bakan, hakaret eden, gerici-yobaz yaftalarıyla yaftalayan, neredeyse Müslümanlara bir azınlık muamelesi tatbik eden laik ve ateist basın-yayınla aynı düzlemde seçilmiş hükümet olan ülü’l-emirle mücadeleye girişmeleri hiç hoş karşılanmamıştır.

Müslümanların bu büyük sınavı da en az yaralarla atlatarak evrensel dinimizin evrensel tebligatını sürdürecekleri muhakkaktır.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X