Kubbeyi Yerine Koymak ya da Kubbeyi Yere Koymamak
Lütfü Şehsuvaroğlu

Kubbeyi Yerine Koymak ya da Kubbeyi Yere Koymamak

Bu içerik 20090 kez okundu.

SİMETRİ OLMADAN DA SANAT OLUR - SÜLEYMANİYE BAHÇESİNDEN POLİTİK ARENAYA:

İlk cami Kuba Mescidi. 

Fakat şu evrendeki ilk caminin Kâbe olduğuna kuşku yok.

Yeryüzünün taşı ona ne güzel mütemmim cüz kılınmış…

Hacer’ül esved…

Kuba Mescidi Peygamberimizin inşaatında çalıştığı cami… Hz. Muhammed Mekke’den Medine’ye hicret ederken etrafındaki Müslümanlarla beraber yaptı o camiyi…

Sonra Mescid-i Nebevi…

Yeryüzünde kurulan ilk mescit Mekke’de bulunan Kâbe-i Muazzama’dır. Muazzama; en büyük, en çok saygı gösterilmesi gereken anlamında... Hz. Muhammed, 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde Medine yakınlarında Kuba Köyü’nde İslam tarihinin ilk mescidini inşa etmiştir.

Türkiye’deki ilk cami ise Antakya ili sınırlarında Habib-i Neccar Camii…

Peygamberimizin inşasında emeği olan cami Mescid-i Nebevi’nin ilk hali 48 metreye 48 metre genişlikte bir alandı. Bir bölümünde Peygamberin hayat alanı bulunurdu. Bir bölümü de gençler için Suffe namıyla ayrılmıştı.

Mescid-i Nebevî Hicret’ten sonra Medine’de Muhammed bin Abdullah ile ashabı tarafından inşa edilen, Muhammed’in kabrini ihtiva eden mesciddir. Nebevî sözcüğü Arapça’da “peygambere ait” anlamına gelir. Dolayısıyla tamlamanın anlamı Peygamber Mescidi’dir. Mekke’de bulunan Mescid-i Haram’dan sonra Müslümanlara göre ikinci en kutsal mekândır.

Mescidi Nebi ilk inşasında basit bir yapıydı.. Hurma kütüklerinden sütunları vardı. Hurma dallarından çatısı… Basit taşlardan duvarları… Hemen bitişiğindeki bugün kabir olan ev kerpiçtendi. Minberi ve mihrabı yoktu. Cuma hutbelerini efendimiz minber olmadığından bir ağaç kütüğünün üstünden okurdu. 

Camiler Allah’ın evi olarak kulun en hürmetle muamele gördüğü mekânlardır.

Selçuklu döneminde de ulu camiler o döneme ait mimari zevk-ü selimi gözler önüne seren eserler…

Osmanlı, cami mimarisini zirveye çıkardı.

Fakat bunu yaparken ecdadının eserlerinin yanına haddini aşarak eser yapmamaya özen gösterdi. Ulu Cami’nin, Gök Medrese’nin Çifte Minare’nin yanı başında Osmanlı eseri göremezsiniz.

Mimar Sinan mimarimizin zirve ismi... Onun eserlerinin hiçbirisi birbirini tekrar etmez.  

Mabedin mahfiyeti, görkemi, huzur iklimi, kula eğilen hürmet eden taşın ünsiyeti, onun eserlerinde anlamlı bir şiir gibi yükselir asumana…

Süleymaniye Camii klasik Osmanlı mimarisini tam tekmil yansıtan bir camidir. 

İstanbul’da yüzü aşkın deprem olmasına karşılık bu caminin duvarında en ufak bir çatlağa bile rastlanmamıştır.

On şerefesi vardır ve bu Sultan Süleyman’ın onuncu padişah oluşunu simgeler. 

Tiryakiler Çarşısı adını taşıyan ince uzun meydanda tek katlı medreseler bulunur. Her kubbenin altında bir pencereyle belirlenen iç odalar yer alır.  İmaretleri, tevekkül ehlinin aza rıza gösteren tavrının estetik duyuşa, mimariye yansımasıdır bu…

Caminin kubbesi dört fil ayağı üzerine oturur. 53 m. yüksekliğinde ve 26,5 m çapındadır.

Ayasofya’daki gibi iki yarım kubbe ile desteklenir. Kubbe kasnağında 32 pencere, cami avlusunun dört köşesinde de birer minare bulunmaktadır. 

Bu minarelerin camiye bitişik iki tanesi 76 metre yüksekliğindedir ve üçer şerefe bulundururlar. 

Diğer ikisi ise 56 metre yüksekliğindedir ve ikişer şerefelidir.

Bu anlamda karşılıklı simetriye dikkat edilmiştir.

Fakat bu İslam mimarisinde bizzat simetriyi bozan yaklaşıma ters değildir. 

Süleymaniye Camiinin yan dış ayakları üstündeki simetri gibi durduğu sanılan yapılara dikkatle bakılacak olursa birinde fazladan bir pencere görürsünüz. Resimde olduğu gibi…

Hatta birinin ayağı ve kenar çıkıntıları diğerinden daha geniştir. 

Süleymaniye Camii, islerinin yapıya zarar vermeyecek biçimde geri dönüşümde kullanılması tekniği ile ünlüdür.

Cami, içindeki hava akımının bu isleri temizleyeceği biçimde dizayn edilmiştir.

Yağ lambalarından çıkan isler tek noktada toplanır ve bu da mürekkep yapımında kullanılır.

Kanuni ve Hürrem türbeleri camiye komşudur.

Kanuni Sultan Süleyman’ın türbesinin kubbesi yıldızlarla süslü gökyüzü izlenimi verir. Pırlantalarla tezyin edilmiştir.

Revaklar camiyi tevazu ile çerçeveler 28 adettir. Cami avlusunun tam ortasında şadırvan bulunmaktadır.

Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanımızın kuzey bahçesinde boğaza bakan mıntıkada yapılan toplantıda “avlusunda bulunduğumuz cami” demesi göz ardı edilebilecek bir hata olsa da bulunduğu makam itibariyle affedilebilecek bir gaf değildir. 

28 revakın çevrelediği cami avlusunun ortasında dikdörtgen şeklinde bir şadırvan bulunmaktadır..

Cami süslemeleri açısından sade bir yapıya sahiptir. Mihrap duvarındaki pencereler vitraylarla süslüdür. Mihrabın iki tarafındaki pencereler üzerinde yer alan çini madalyonlarda Fetih Suresi, caminin ana kubbesinin ortasında ise Nur Suresi yazılı bulunmaktadır. Caminin hattatı Hasan Çelebi’dir.

Süleymaniye Camii’nin 4 minaresi olmasının sebebi ise Kanuni’nin İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü padişah oluşundandır.

Osmanlı külliyeleri içinde Fatih külliyesinden sonra ikinci büyük külliye Süleymaniye’dir.

Külliye İstanbul yarımadasının Haliç, Marmara, Topkapı Sarayı ve Boğaziçi’ni gören ortadaki en yüksek tepesindedir. Bu da şehir siluetine damgasını vurur.. Cami, medreseler, darüşşifa, darülhadis, çeşme, darülkurra, darüzziyafe, imaret, hamam, tabhane, kütüphane ve dükkânlardan meydana gelen külliyede Mimar Sinan’ın türbesi dış avlu duvarlarının karşısında mütevazı küçük bir yapıdır ki tıpkı ustalık eseri olan Selimiye’ye attığı imzası; lale (boynu eğri lale) gibi mütevazıdır.. 

Bu huzur ikliminde, yani Süleymaniye gölgesinde Mimar Sinan Toplantısı’nda Başbakan konuşma yaptı. Ben de oradaydım. 

Çok güzel konuşmaydı.

Bu iklime ihanet etmek şirke girerdi.

Katılıyorum.

Bütün estetik ve tarihi duruşlarımıza ters gelen ne varsa şirktir.

Ağaca karşı AVM savunuculuğu da…

Samimiyet, mesuliyet, merhamet, sadakat, fedakârlık, hürmet, hikmet, vefakârlık, liyakat, ehliyet ve aşkın fikri biraz daha cesur olmalı…

Cesaret burcu, kanaatkârlık burcu olmadan, bu meziyetlerimize ilave olunmadan fetihlere kanat çırpılamaz.

Bu vesileyle dünkü yazımızda yer alan Turgut Cansever’in Kubbeyi Yere Koymamak kitabını da tekrar hatırlatır; bir toplantıdan telefonla yazıyı yazdırma zaruretimizden ötürü yaptığımız bir isim yanlışını da düzeltmek isterim. Yazıda Kubbeyi Yerine Koymak geçmiş. Olsun o da bir ironi sayılsın…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Afrin'de bir odadan çıkanlar
Afrin'de bir odadan çıkanlar
Ticari savaş başlıyor.
Ticari savaş başlıyor.