GECE GÖZLÜ UNUTAMADIM SENİ
Ülkü Taşlıova

GECE GÖZLÜ UNUTAMADIM SENİ

Bu içerik 7723 kez okundu.


    Güneş, sarı saçlarını salıvermeden yola revan olmuştuk. Gönlümüzden çağlaya sevinç, sözlerimizle yol bulup akıyordu. Güzel bir sonbahar sabahında arabada dinlediğimiz muğamlar eşliğinde hasretimizin gönlünü şad ediyorduk.  Bakü’den çıkmıştık yola. Seyrine doyamadığım birbirinden güzel ovalardan, tepelerden, köylerden, küçük şehirlerden geçiyorduk. “En meşhur ressamların fırçası tuallerine böyle manzaralar çizebilir mi?” diye düşünürken,  bir yamacın eteğinde sırtına astığı tar ile koyun güden çoban ilişmişti gözüme fotoğraf çekmek için aracımızı durdurup dışarı çıkmıştım. ”Nebinin bığları eşme eşmedi ay balam eşmedi”  muğam’ının yankısında kaybolmuştum. Gözlerimi kapatıp Nebi’nin sırtında silahı, göğsüne fişekliği, başında kara papağı ile atın üstünde, dağların bağrında kaçak gezdiğini görmüştüm. Hafif esen rüzgârın savurduğu melodiler saçlarıma, yüzüme, avuçlarıma dokunuyordu sanki. Uçuşuyordu her bir tarafta nağmenin sevdası.

    Saatler süren yolculuğumuza Fuzuli şehrini gezip görmek için ara vermiştik. Evine misafir olduğumuz can kardeşlerimizin helal lokmasından nimetlendikten sonra, içimizi burkan vedayla, dost hanesinden ayrılmıştık. 

    Yüksek bahçe duvarlarıyla çevrili olan toy evine vardığımızda, akşamın morumsu karanlığının huzmeleri sızıyordu köyün üzerine. Elektrik lambalarıyla aydınlatılan büyük bahçeye masalar kurulmuş, üzeri sayamayacağım kadar çok olan birbirinden lezzetli yemek çeşitleriyle donatılmıştı. Eş dost akrabalar masa etrafında oturmuş, müzisyenlerin ritimli oyun havalarına eşlik edenleri izliyorlardı.

     Masaya buyur ettiklerinde, toy sahibinin mikrofondan bize hitaben “Türkiye’den gelen kardeşlerimiz hoş geldiniz.” sözüne bütün davetlilerin alkışları eşlik etmişti. Ayağa kalkıp hepsini selamladık. Kardeşlerimizle tek tek el sıkışırken, sanki gönüllerine dokunuyorduk. 

    Sahnenin sağında oturan Garmon sanatçısı parmaklarını tuşlarda kelebek zarafetiyle dolaştırıyordu. Nağara nın ritmi tar’ ın tellerinde coşarken, klarnetin avazıyla yüreklere sızıyordu.
    
     “Ömrüm hep bahar olsun, seven sevilenin yanında olsun, her kız gelin, her delikanlı damat olsun. Her daim çalan Vağzalı olsun.” diyerek toy akşamı başladı gece gözlü toyunda.     Her evin nazlı gaydası, Azerbaycan da her genç kızın gelinliğinin nefesidir Vağzalı. Hele de Karabağ’ da Gece gözlü köyünde bir başka sesleniyordu Vağzalı.

    Aradan geçen yirmi iki yıl unutturamadı bana o günü. Ne zaman bir düğün görsem, ne zaman gelin çıkarma havasını duysam, kapatırım gözlerimi giderim yıllar öncesine, Karabağ’a. Gece Gözlüye.

    Sonra gözümden akan yaşlar yüreğimi acıtır. İçimden derin bir ah çekerim.  Şimdi nerede Karabağ, nerede Gece Gözlü Köyü? Uzaktan kulaklarıma Karabağ şikestesinin segâh sesleri gelir. “Ağlama Dağlık Karabağ ağlama.”

31 mayıs 2013

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X