BEN EN ÇOK KİTAPLARA GÜVENİRİM
Ülkü Taşlıova

BEN EN ÇOK KİTAPLARA GÜVENİRİM

Bu içerik 8225 kez okundu.

 

           

          Puslu sabahların yerini ilkbaharın gülümseyen yüzü aldı. Ne güzel…  Mavi gökyüzü, süt beyazı bulutlar, başını topraktan uzatan yeşillikler, ağaç dallarını bezeyen meyve çiçekleri, boy gösteren lale yaprakları, cıvıl cıvıl kuşlar, koşuşturan insanlar… Güneşin göz kamaştıran huzmeleri insanın içini sevinçle dolduruyor. Onca yaşanan keder arasında insana insan olmayı hatırlatıyor böyle zamanlar.

                Sabahın bu güzel vaktinde işe gitmek için güneşin elinden tuttum. Birkaç günlük üzüntünün ardından ruhuma ilaç oldu.

                Durağa yaklaşan otobüse koşarak yetiştim. Biletimi aldıktan sonra boş koltuğa oturdum. Çantamdan çıkardığım Martin Eden’ in sayfalarını çevirmeye başladım. Jack London’ un bu eserini tam okumaya başlamıştım ki diğer koltukta oturan hanımefendinin; “Roman mı?” sorusu okumamın mümkün olmayacağının işaretini verdi. Kitabımı kapatarak; “Evet” dedim. Ardından okumanın erdeminden bahseden bir dizi beylik laflar...

                “Kütüphanesi olmayan eve saygı duymuyorum.” sözü gönlümün ortasına düşüverdi.  İrileşen gözlerimi, coşan gönlümü, hayran olan aklımı bu kelime kervanına yükleyerek aldı hayallerime, düşlerime götürdü.

                Kısacık otobüs yolculuğunda tanıdığım hanımefendi emekli eczacıymış, eşi de mimarmış yıllar önce kaybetmiş. Üstelik Ümit Yaşar Oğuzcan’ ın yakın akrabasıymış.  “Bende sanata ve edebiyata merak pek yok ama kızım amcasına çekmiş. Babası gibi mimarlığı meslek seçse de, aslında amcası gibi şair, eh birazda edebiyatın diğer alanlarına da alakası var.”  diyerek haklı övüncünden bahsetti.

                Benim ise yirmi dakikalık bu yolculuktan aklımda kalan; “Kütüphanesi olmayan eve saygı duymuyorum.” Sözü oldu. Düşünüyorum bir yere misafir gittiğimde eğer varsa gözüme ilk olarak kitaplar ilişir. Deli gibi isimlerini yazarlarını incelerim. Hele de yaşı büyük olan sararmış sayfalar, bez ciltleri solmuş kapaklar gördüm mü bin yıllık kayıp dostu bulmuş gibi olurum. Sevinçten gözüm kimseleri göremez olur.  İşte o vakit o ev bana zengin, güzel ve mutlu gelir. Gülümser sanki duvarlar. Ev sahibine saygım iyice büyür ve isterim ki hep o kitaplardan bahsedelim.  Ve o vakit o eve saygım büyüdükçe büyür.

                Okumanın iklimi efsunludur. O iklimde her daim bahar olur. Düşünceler filizlenir, fikirler büyür. Gülüşlerin rengi solmaz hiçbir vakit. Düşler gerçek olur, dile dökülür gönülde saklı olanlar.  Sonra kendini bulursun her bir kelimede. İşte o vakit kaybolur alemde ki kayboluşların.

                Bir pencere açılır gönül gözünde, camı perdesi olmayan. Bazen şafağın olur ömür yoluna çıkarsın. Bazen ikindin olur turuncu akşamların şiirlerinde kendine dönersin. Hasılı kelam ne ararsan bulursun. Yada seni sana o buldurur.

                Bazen kitabın son sayfasını açarak sayfa sayısına bakarım. Benimle ne kadar yola alacak diye…  Sonra içimden; “ Benden ayrılacağın vakit geldiğinde bilesin ki seni asla unutmayacağım. Bana vereceklerin için şimdiden teşekkür ederim.” derim. Sonra rast gele sayfasını aralar burnuma tutarım. Gözlerimi kapatarak sevgi bahçesinin buram buram kokusunu içime çekerim. Aşkın, sevdanın, sevgilinin gözlerine yol bulurum.

                 Sahi bunları yazarken fark ettim ki, ben en çok kitaplara güveniyorum. Öyle güzel, öyle nazlı, öyle içten. Öyle gerçek ki… Hiç korkmadan onlarla el ele dolanırım dünyayı, hayalleri ve gönülleri…

 18.03.2016/ANKARA

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Afrin'de bir odadan çıkanlar
Afrin'de bir odadan çıkanlar
Ticari savaş başlıyor.
Ticari savaş başlıyor.