atasehir escort
istanbul escort bayan escort
SEVGİ...
Mülazımoğlu Özcan Hasan

SEVGİ...

Bu içerik 7419 kez okundu.

             Bir hafta aralıkla gelen iki mesaj; birisi “ suriye sınırında unutulmuşum , ne arayanım var ne soranım, ben inanmazdım hayatın böyle olacağına” diyen, dostluğumuz lise yıllarına kadar uzanan sınırda görevli bir arkadaşımdan, seneler var ki yüzyüze görüşemedik ancak bağlantıyı yitirmemeye gayret ettik. Diğer mesaj ise “dostum nabersiniz , Ayın 21' inde askerim , Perşembe günü istanbul dan hareket ediyorum, hakkınızı helal edin” diyen, gurbetin zifiri karanlığını birlikte yaşadığımız, birlikte gülüp ağladığımız, hüznü , bir yudum mutluluğu ve sevinci paylaştığımız, aydınlık yüzünde emsalsiz ruhunun aynasını ve memleketimizin geleceğinin güzelliğini taşıyan, askerliğini bir hayli geciktirmiş bir üniversite arkadaşıma ait...

               Doğumdan ölüme, hatta ölümden sonra, yani hayatın ve mematın her devresinde muhtacız; hem de sayılamayacak kadar sebebe ve sonuca! İnsan olmanın her anı , madden ya da manen, bir başka şeye muhtaç olmakla  varolmuş. Bunlardan birisi ve şüphesiz başta geleni de sevgidir.

               Fıtratımızda, doğup büyürken sevilme ihtiyacı vardır, fakat zaman filmini ileri sardıkca bu durum değişir, yavaş yavaş sevmeye doğru bir dönüşüm sergiler. Belli bir yaştan sonra insanı ayakta tutan, kendisine duyulan sevgiden daha çok, başkasını  sevebilmesidir. Herman Hesse  mutluluğun birisi tarafından sevilmekte değil, birisini sevebilmekte gizli olduğunu söylüyor, “inanç da sevgi de akla aykırıdır” adlı kitabında.

               Bir Latin şairi, isyancı ruh yapısı nedeniyle de olsa gerek, Batının mevcut inanç yapısı için “akla aykırı olduğu için inanıyorum” demişti. Aslında bir çok güzel şey akılla anlaşılabilir, akılla doğrulanabilir değildir. Sevgi de bazen akla aykırı , bazen zaaf, bazen aleyhte olabilir, yine de insan hayatında sürekli varolan bir hakikat olarak karşımızdadır ve üstelik çirkinlikleri siler, kabahatleri görmezden gelir.

               Ben sevgiyi eskiden beri harca benzetirim hep! Bizler , ayrı ayrı insanlar, dostlar, aileler, topluluklar ve hatta nesneler bir araya gelmiş küçük küçük taşlarız, diğer ihtiyacların yanı sıra sevgi harcı sayesinde bir araya geliyor bu muazzam binayı, medeniyeti meydana getiriyoruz...

               Sevgilerimiz ve sevdiklerimiz bizim daimi müttefiklerimiz, fırtınadan kaçacağımız ve sığınacağımız birer limandırlar. Her başarıda, mutlu ve güzel haberde  olduğu gibi başarısızlıkta , üzüntü ve kederde ilkin onlara koşarız. Ve çoğu zaman en sevdiğimiz insanların bile bizden çok uzaklarda olduğunu , bizi anlayamadıklarını, anlaşılamadığımızı düşünür ve Haşim' in “ o belde” sini bulamamanın üzüntüsünü yaşarız. Oysa dostu güzel yapanın dostun kendisi kadar ona duyulan sevgi olduğunu unuturuz.  Aslında “o belde”  ,  binbir çeşit ve hayali güzellikleriyle içimizde bir yerlerde gizlidir...

              Bizler her birimiz bir şeylerin “sınırında unutulmuş”uz . İçine düştüğümüz umutsuzluk asrın patolojisi diyebiliriz . Dostlarımdan 10-15 senelik bir mutluluk (!) için aslında bir ömür ameleliğe,mücadeleye, kepazeliğe değmediğini söyleyenlerini çok gördüm. Bir çoğu ya inancı ya da sevdikleri nedeniyle bu yükü rızasıyla yükleniyor. Ve görüyoruz ki sevgi diğer sebeple birlikte ” her şeyden  vazgeçme cesareti” nin önüne geçiyor, dönüyoruz yeniden hayata ve tüm bizi bekleyen mücadelelere...Yine de Bertrand Russel in gençlerdeki anlayamadığı ve sevmediği bu sinizme (ümitsizlik hastalığına) zaman zaman düşmeden edemiyoruz. Unutulduğumuz sınırların ötesinde ve berisinde bizim için ne var bilemiyoruz. Ve unutmayalım ki unutulmuşluğumuz bizim unutmuşluğumuzdur aslında...Sınırlarda unutulmamak ve vatan nöbetcilerine esenlikler temennisiyle ve tabii şükranlarımızla...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X