BEYAZ SARAYIN FETHİ
Mükremin Kızılca

BEYAZ SARAYIN FETHİ

Bu içerik 19522 kez okundu.

 

عُصَيْبَةٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ يَفْتَتِحُونَ الْبَيْتَ الْأَبْيَضَ، بَيْتَ كِسْرَى أَوْ آلِ كِسْرَى،

Saad b. Ebu Vakkas r. a. Cabir b. Semüre r.a. a: bana Rasülüllahtan duyduğun bir söz yaz diye mektup gönderince Cabir r.a.: ben Cuma günü rasülüllahtan şöyle dediğini duydum buyururlar ve yukarıdaki hadis-i şerifi söylerler.

“Müslümanlardan küçük bir gurup beyaz sarayı mutlaka fethedecektir.  Kisra hanedanının sarayını” (Sahih-i Müslim / 1280 – A. Davutoğlu c 8. s 676.)

 Beyaz saray, bugün Irak’ın başkenti Bağdat’ın güneyinde bulunan Medain kasabasında  bulunan muhkem bir kale idi. İranlılar buna «Sefid köşk» (Beyaz Saray) derlermiş. Bugün beyaz sarayın yerinde Medayin Camii bulunmaktadır.

Bu hadis-i şerif Acem Kralı'nın sarayından bahsetmekte ise de Resulullah (S. A. S.)'ın bazı sözleri, kıyamete kadar geçerli olabileceğinden, bu hadis-i şerif ABD deki Beyaz Saray'ın fethine de işaret olabilir. İstanbul'un fethinin gerçekleştiği gibi, bu müjde de en yakın zamanda gerçekleşecektir inşallah.

Ancak şunu ifade edelim ki bu fetih, illa silahla değil, Beyaz Saray'a herhangi bir şekilde İslam'ın nüfuz etmesiyle de gerçekleşebilir.  

 RESÛLULLAH’IN MÜJDESİ: KİSRA’NIN BEYAZ SARAYININ FETHİ

İran Devleti’nin başşehri Medâyin Dicle sahilindeydi. Hendek harbinde (M. 627) Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Hazretleri: “Bana İran’ın anahtarları verildi. Şu anda Kisra’nın beyaz saraylarını görüyorum” diye buyurmuştu. Hz. Ömer’in hilafeti zamanında İran’ın fethine bir ordu ile Sa‘d bin Ebî Vakkâs (r.a.) gönderilmişti. Sa‘d (r.a.) Hazretleri Behüresîr’e varıp uzaktan bu saray görününce: “Allahü Ekber. İşte Kisra’nın beyaz sarayı. Resûlullah’ın bize va’d ettiği budur” dedi. Tekbir alarak Behüresîr’i muhasara altına aldılar. Dicle nehrinin batı tarafı hep İslâm askerinin eline geçti. Sa‘d Hazretleri, Kisra’nın sarayının da olduğu karşı taraftaki şehirleri de fethetmek istiyordu. Lâkin İranlılar kayıkları hep karşı tarafa geçirmişlerdi. Bu sırada bir kimse Hazret-i Sa‘d’a gelip suyun ancak atların beline kadar çıkacağı bir geçit yerini gösterdi. Önce Âsım bin Amr (r.a.) ile altı yüz kadar fedai hemen atları ile Dicle’nin karşısına geçip kıyıyı tuttular.

Sa‘d Hazretleri, Âsım’ın (r.a.) karşı kıyıyı tuttuğunu görünce bütün askerin geçmesine emir verdi. İslâm askeri “Nesteînü billâhi ve netevekkelü aleyh. Hasbünallâhü ve ni’me’l-vekîl ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm.” diyerek nehre atıldılar.

Hazret-i Sa‘d, Cenâb-ı Hakk’a dua ediyordu. Selmân-ı Fârisî Hazretleri de onun yanındaydı: “Müslümanlar karaları fethettiği gibi denizleri de fetheder. Böyle bölük bölük suya girdikleri gibi yine böylece selâmet sahiline çıkarlar” diye duâlar ediyor, Sa‘d Hazretleri’nin kalbini kuvvetlendirecek sözler söylüyordu. Hiçbir zâyiât olmaksızın karşı yakaya geçtiler. İranlılar, bu hâli görünce Medâyin’den çıkıp Hulvan tarafına kaçtılar. Fakat ahâlinin bir kısmı, Kisra’nın beyaz sarayına kapanmış olduklarından onu kuşattılar. Muhasaradakiler hemen cizye vermek üzere af ve merhamet dileyerek onlara Kisra’nın beyaz sarayını teslim ettiler.

Hazret-i Sa‘d geldi, beyaz saraya girdi. Kisra’nın sarayını mescid yaptı. Sekiz rekât fetih namazı kıldı (H. 16 - M. 637). (Hz. Ömeru’l-Fâruk, Çamlıca B.Y.)

RESÛLULLAH’IN MÜJDESİ: Kisra’nın Beyaz Sarayının Ganimetleri

Hz. Ömer’in (r.a.) hilafeti zamanında Sa‘d bin Ebî Vakkâs (r.a.) kumandasındaki ordu ile İran Devleti’nin başşehri Medâyin alınmıştı. İranlılar kaçarken kıymet biçilmez pek çok elbise, mal, silâh, hayvanlar ve zahîreden başka devlet hazinesinde çok miktarda para bırakmışlardı.

Sa‘d Hazretleri, ganimetlerin beşte biri ile birlikte Nûman ve Kisra’nın kılıçlarını ve Kisra’nın tacı ile süs eşyalarını dokuz yüz deveye yükleyip Medîne-i Münevvere’ye gönderdi. Geri kalanını askere taksim etti. 

Kisra’nın Bahar adındaki halısı da ganimet malları arasındaydı. Eni boyu altmış arşın olup üzerinde sırma dokuma yollar ve nehirler; aralarında sedef, inci ve yakuttan hatlar; dalları altından, yaprakları ipekten, çiçekleri altın ve gümüşten, meyveleri cevahirden ağaçlar bulunan, görenlere ilkbaharı hatırlatan bu halı kışın saraya döşenirmiş. Sa‘d Hazretleri, askere “Eğer beşte dört hisselerinizden vazgeçerseniz onu Medîne-i Münevvere’ye gönderelim. Emîru’l-mü’minîn onu dilediği yere koysun” dedi. Asker bu teklife razı oldu.

Ganimetler Medine’ye geldiğinde Hazret-i Ömer, insanları toplayıp: “Resûl-i Ekrem’in Kisra ve Kayser’in hazineleri, Allah yolunda sarf olunacaktır, dediği gerçek miymiş bakınız” diye buyurdu. Kisra’nın bileziklerini görünce: “Yâ Sürâka! Kalk şunları takın” dedi. O da kalkıp Kisra’nın bileziklerini alıp takındı. Hazret-i Ömer: “Resûl-i Ekrem (s.a.v.) ‘Ben sanki Sürâka’nın ellerinde Kisra’nın bileziklerine bakıyorum’ diye buyurmuştu.” dedi.

Medine-i Münevver’de Kisra’nın halısını döşeyecek yer yoktu. Hazret-i Ömer, “Bu halıyı ne yapalım?” diye sordu. Onlar da “Sen bilirsin” dediler. Fakat Hazret-i Ali “Yâ Emîre’l-mü’minîn! Şüphe yok ki dünyadan sana ancak verdiğin kalır” dedi. Hazret-i Ömer: “Doğru söyledin ve bana hâlisâne nasihat ettin” dedi ve onu parça parça kesip Ashâb-ı Kirâm’a taksim etti. Hazret-i Ali’nin hissesine kalan parça en iyisi olmadığı hâlde onu yirmi bin dirheme satmıştır.

Kaynak: (Hz. Ömeru’l-Fâruk, Çamlıca B.Y.) 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Mükremin     2016-01-07 neden olmasın Yasin kardeşim? Arapça metindeki "fethedecekler manasındaki "yeftetihune" kelimesinin üzeri sarı ve yeri ortada çıkmış okuyucularımızın bilgisine M K
Yasin     2016-01-07 Peki ya başka zamanın birinde, başka bir beyaz saray içinse?
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X